İsrail ekonomisi, Gazze'deki savaşa ve bölgesel gerilime rağmen 2024 yılında beklenmedik bir direnç gösterdi. Savunma sanayii ve ilgili teknoloji sektörleri hızla büyürken, inşaat, turizm ve tarım gibi sivil sektörler ciddi daralma yaşıyor. Bu durum, ülke içinde ekonomik bir uçurum yaratıyor ve savaşın uzun vadeli ekonomik maliyetlerini gözler önüne seriyor. Ekonomistler, savaş ekonomisinin kısa vadede GSYH'yi desteklediğini ancak yapısal sorunları derinleştirdiğini belirtiyor.
Savaş Ekonomisinin Dinamikleri: Savunma Sanayii ve Teknoloji Öne Çıkıyor
İsrail Merkez Bankası verilerine göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde ekonomi yıllık bazda %14,1 büyüdü; bu, önceki çeyrekteki keskin düşüşün ardından gelen güçlü bir toparlanmayı işaret ediyor. Ancak bu büyümenin arkasında yatan itici güç, sivil tüketimden ziyade savunma harcamaları ve yüksek teknoloji ihracatı. Savunma sanayii şirketleri, özellikle İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Elbit Systems ve Rafael Advanced Defense Systems, artan küresel talep ve uzun süreli savaş zamanı siparişleri sayesinde rekor gelirler açıkladı. Örneğin, Elbit Systems'in 2023 yılı geliri bir önceki yıla göre %20 artışla 5,7 milyar dolara ulaştı. Bu şirketler, insansız hava araçları, füze savunma sistemleri ve siber güvenlik çözümleriyle uluslararası pazarda da paylarını genişletiyor.
Öte yandan, geleneksel olarak İsrail ekonomisinin bel kemiği olan inşaat sektörü, Filistinli işçilerin çalışma izinlerinin iptal edilmesi ve yabancı işçi bulmadaki zorluklar nedeniyle ciddi iş gücü sıkıntısı çekiyor. Turizm sektörü ise neredeyse durma noktasında; 2024'te İsrail'e gelen turist sayısı pandemi öncesi seviyelerin çok altında. Tarım sektörü de benzer şekilde iş gücü kaybı ve güvenlik endişeleriyle mücadele ediyor. Bu durum, ekonomik büyümenin tabana yayılmadığını, aksine belirli sektörlerle sınırlı kaldığını gösteriyor.
Sanayi Uçurumu ve Bölgesel Etkiler
İsrail'deki bu ekonomik ayrışma, yalnızca sektörel bir sorun değil, aynı zamanda bölgesel bir eşitsizliği de derinleştiriyor. Tel Aviv ve çevresindeki teknoloji merkezleri savaş ekonomisinden kazançlı çıkarken, güneydeki Necef bölgesi ve kuzeydeki Celile gibi çeper bölgeler, hem roket saldırılarına maruz kalmanın hem de tarım ve sanayi yatırımlarının azalmasının etkisiyle ekonomik olarak daha da kırılgan hale geliyor. Hükümet, savaş sonrası yeniden yapılanma için 2025 bütçesinde önemli kaynaklar ayırsa da, bu fonların etkin kullanımı ve sivil sektörlerin canlandırılması konusunda belirsizlikler sürüyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer küresel kurumlar, İsrail ekonomisinin savaşın gölgesinde dirençli kaldığını ancak uzun süreli bir çatışmanın büyüme potansiyelini sınırlayacağını vurguluyor. Özellikle yatırımcı güvenindeki dalgalanmalar ve artan risk primi, İsrail'in borçlanma maliyetlerini yükseltmiş durumda. Ayrıca, savaş nedeniyle artan savunma harcamaları bütçe açığını genişletiyor; 2024'te bütçe açığının GSYH'nin %6'sına ulaşması bekleniyor. Bu açık, gelecekte vergi artışları veya harcama kısıtlamaları getirebilir.
Bölgesel açıdan bakıldığında, İsrail'in savaş ekonomisi, komşu ülkelerle ekonomik ilişkileri de etkiliyor. Özellikle Ürdün ve Mısır gibi barış anlaşmalarına sahip ülkelerle ticaret hacmi azalırken, bazı Körfez ülkeleriyle normalleşme süreci yavaşlamış durumda. Buna karşın, savunma teknolojileri ihracatı, özellikle Asya ve Avrupa ülkelerine yönelik, artarak devam ediyor. Ancak bu ihracat, bazı ülkelerde insan hakları endişeleri nedeniyle tartışma konusu olabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in savaş ekonomisinin büyümesi ve sanayi uçurumunun derinleşmesi, Türkiye'nin bölgesel ekonomik ve güvenlik politikaları açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğuruyor. Öncelikle, İsrail'in savunma sanayii ihracatındaki artış, Türkiye'nin de rekabet ettiği küresel savunma pazarında dengeyi etkileyebilir. Türkiye, son yıllarda savunma sanayiinde önemli atılımlar yapmış ve ihracatını artırmıştır; İsrail'in agresif pazarlama stratejileri, Türk şirketleri için rekabeti kızıştırabilir. Ayrıca, savaşın yol açtığı ekonomik istikrarsızlık, Doğu Akdeniz'deki enerji ve ticaret koridorları projelerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgede istikrarın korunmasına ve Gazze'deki insani krizin sona ermesine yönelik diplomatik çabalarını sürdürürken, İsrail ekonomisindeki bu ayrışma, kalıcı bir barışın ekonomik gerekliliğini de gözler önüne seriyor. Türk iş dünyası, İsrail ile ticari ilişkilerde dikkatli olmayı sürdürürken, hükümetin Filistin yanlısı tutumu ekonomik kararları etkileyebilir.