İsrail güçlerinin 12 Haziran’da Gazze Şeridi’nin orta kesimlerinde düzenlediği hava saldırılarında Deir el-Balah ve Maghazi mülteci kampında çok sayıda ev tamamen yıkıldı. Filistinliler, enkaz altında kalan yakınlarını ve eşyalarını aramak için seferber olurken, onlarca aile bir anda evsiz kaldı. Saldırılarda ölen ya da yaralananların sayısına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bölgedeki sağlık ekipleri ve sivil savunma görevlileri enkaz altında kalanları kurtarmak için çalışmalarını sürdürüyor. Görgü tanıkları, saldırıların gece saatlerinde başladığını ve peş peşe patlamalarla sarsıldıklarını belirtiyor.
Saldırıların ayrıntıları ve can kaybı endişesi
Yerel kaynaklara göre, İsrail savaş uçakları Deir el-Balah kent merkezindeki üç katlı bir apartmanı ve Maghazi kampındaki iki konutu hedef aldı. Saldırılarda en az 15 kişinin yaralandığı, bazılarının durumunun ağır olduğu bildiriliyor. Kurtarma ekipleri, enkaz altında kalanların sayısının henüz netleşmediğini, arama çalışmalarının zor koşullar altında devam ettiğini aktarıyor. Filistin Kızılayı ekipleri, yaralılara müdahale ederken, birçok aile geceyi açıkta geçirmek zorunda kaldı. Saldırılar, bölgede haftalardır süren çatışmaların ardından insani durumu daha da kötüleştirdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze’de yerinden edilenlerin sayısı son haftalarda iki katına çıkarak 1,5 milyona ulaştı.
Maghazi kampı, Gazze’nin en kalabalık mülteci kamplarından biri olarak biliniyor ve daha önce de benzer saldırılara maruz kalmıştı. Saldırıların hemen ardından bölge sakinleri, kendi imkânlarıyla enkaz kaldırma çalışmalarına başladı. Bir görgü tanığı, "İçeride çocuk sesleri duyuyoruz ama ellerimizle kazmaktan başka çaremiz yok. Kimse bize yardım getirmiyor," ifadelerini kullandı. İsrail ordusu, saldırıların Hamas hedeflerine yönelik olduğunu ve sivil kayıpları önlemek için gerekli hassasiyetin gösterildiğini öne sürse de, sahadaki görüntüler bunun aksini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu saldırılar, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşti. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen barış girişimleri sonuçsuz kalırken, ABD ve Avrupa Birliği’nden gelen kınama mesajları somut adımlara dönüşmedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ateşkes kararı tasarıları sürekli veto edilirken, sivil kayıpların artması tepkilere yol açıyor. Özellikle sivillerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki saldırılar, savaş hukuku ihlalleri konusundaki endişeleri artırıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin devam eden soruşturmasına rağmen, etkili bir yaptırım mekanizması bulunmuyor. Bölge ülkeleri, İran ve Hizbullah’ın da söylemlerini sertleştirmesiyle birlikte, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme riski giderek büyüyor.
Gazze’deki insani kriz, temel ihtiyaç maddelerine erişimin neredeyse imkânsız hale gelmesiyle daha da derinleşiyor. BM Dünya Gıda Programı, nüfusun yüzde 80’inin gıda yardımına bağımlı olduğunu, su ve elektrik altyapısının büyük ölçüde tahrip olduğunu raporluyor. Sağlık sisteminin çökmüş durumda olduğu Gazze’de, hastaneler yetersiz kalırken, saldırılar nedeniyle yeni yaralıların tedavisi için acil uluslararası müdahale çağrıları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına güçlü destek veren ve Gazze’ye insani yardım ulaştıran başlıca ülkelerden biridir. Bu saldırılar, Türkiye’nin bölgedeki istikrar çağrılarının ve arabuluculuk girişimlerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atarken, Gazze’de sivil kayıpların artması Ankara’nın diplomatik dengesini zorlayabilir. Öte yandan, Doğu Akdeniz’deki enerji iş birliği ve bölgesel güvenlik dinamikleri göz önüne alındığında, Türkiye’nin çatışmanın tırmanmasını engelleme ve insani yardım koridorlarını açık tutma çabaları kritik önem taşıyor. Bu gelişme, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde yürüttüğü diplomatik temasları yoğunlaştırabilir.