İsrail'de dinî Siyonist toplum, uzun yıllardır geleneksel olarak laik bir kurum olan İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) kontrolünü ele geçirmek için sistematik bir kampanya yürütüyor. Bu çaba, son yıllarda ordunun komuta kademesinde ve operasyonel kararlarında dindar unsurların etkisinin artmasıyla somut sonuçlar vermeye başladı. İsrail toplumunun laik-dindar ekseninde yaşadığı gerilim, ordunun apolitik yapısını da tehdit ediyor.
Dinî Siyonizmin Ordudaki Yükselişi
İsrail'de dinî Siyonizm, 1967 Altı Gün Savaşı sonrası işgal edilen topraklarda yerleşim hareketini destekleyen ve kutsal toprakların tamamının Yahudilere ait olduğunu savunan bir ideoloji olarak öne çıktı. Bu hareketin mensupları, ordunun Filistinlilere karşı yürüttüğü operasyonlarda daha agresif bir tutum alınmasını savunuyor. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren dinî Siyonist gençler, seçkin savaş birliklerine ve subay kadrolarına yönlendirildi. Bugün IDF'de dinî Siyonist subayların oranı, nüfus içindeki paylarının çok üzerinde.
Bu dönüşümün arkasında, rabbilerin ve dinî okulların (yeşivalar) öğrencilerini askerliğe teşvik etmesi ve orduda dinî eğitim programlarının yaygınlaşması yatıyor. Ordunun kendi bünyesinde açılan yeşivalar ve dinî hazırlık programları, genç askerlerin ideolojik olarak şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Ayrıca, dinî Siyonist partilerin siyasi gücü, bütçe ve atama süreçlerinde etkili olmalarını sağlıyor.
Laik Kesimin Endişeleri ve Ordunun Geleceği
İsrail'in kurucu liderleri, ordunun laik ve ulusal bir kurum olarak kalmasını, farklı toplumsal kesimleri birleştiren bir "eritme potası" olmasını hedeflemişti. Ancak son yıllarda ordunun dinî Siyonist etki altına girmesi, laik kesimde endişe yaratıyor. Laik İsrailliler, ordunun profesyonel ve apolitik yapısının zarar görebileceğini, operasyonel kararların dinî saiklerle alınabileceğini belirtiyor. Özellikle Batı Şeria ve Gazze'deki operasyonlarda, dinî Siyonist askerlerin Filistinlilere karşı aşırı güç kullanımı haberleri, bu endişeleri artırıyor.
Ordu içinde dinî Siyonistlerin yükselişi, aynı zamanda cinsiyet ayrımcılığı ve LGBTQ+ hakları konusunda da gerilim yaratıyor. Dinî Siyonist askerlerin, kadın askerlerle birlikte görev yapmayı reddetmesi veya dinî kurallar gereği cinsiyet ayrımı talep etmesi, ordunun laik ve eşitlikçi yapısıyla çelişiyor. Bu durum, ordunun operasyonel kabiliyetini de olumsuz etkileyebiliyor.
Siyasi ve Toplumsal Arka Plan
İsrail'de dinî Siyonist hareket, siyasi olarak da güçlü. Meclis'teki dinî Siyonist partiler, koalisyon hükümetlerinde kilit rol oynuyor. Son yıllarda bu partiler, ordudaki dinî yapılanmayı destekleyen yasalar çıkarttı. Örneğin, dinî okul öğrencilerine askerlik muafiyeti sağlayan düzenlemeler, laik kesimin büyük tepkisini çekmişti. Ancak dinî Siyonistler, bu muafiyetlerin kendileri için değil, aşırı Ortodokslar için olduğunu savunuyor.
Toplumsal olarak, dinî Siyonistlerin nüfus içindeki payı hızla artıyor. Yüksek doğum oranları sayesinde, önümüzdeki yıllarda ordudaki etkilerinin daha da artması bekleniyor. Bu durum, İsrail'in demografik ve kültürel yapısını da dönüştürüyor. Laik kesim, bu değişimi durdurmak için siyasi mücadele veriyor ancak şu ana kadar başarılı olamadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail ordusundaki bu dönüşüm, sadece iç mesele değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel sonuçlar doğuruyor. Dinî Siyonist etkinin artması, İsrail'in Filistin politikalarını daha da sertleştirebilir. Özellikle yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve ilhak tartışmaları, bu dönüşümle ivme kazanabilir. Ayrıca, ordunun profesyonellikten uzaklaşması, İsrail'in caydırıcılık gücünü zayıflatabilir ve bölgedeki gerilimi tırmandırabilir.
ABD başta olmak üzere Batılı müttefikler, İsrail ordusunun laik yapısını korumasını ve insan haklarına saygılı olmasını bekliyor. Ancak dinî Siyonist etkinin artması, bu ülkelerle ilişkilerde sorun yaratabilir. Özellikle insan hakları örgütlerinin raporlarında, dinî Siyonist askerlerin işlediği ihlaller vurgulanıyor. Bu durum, İsrail'e yönelik uluslararası baskıyı artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail ordusundaki kökten dinci dönüşüm, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan etkiliyor. Dinî Siyonist etkinin artması, İsrail'in Filistin politikalarını daha saldırgan hale getirebilir ve bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki güvenlik dengelerini yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Ayrıca, ordunun laik yapısının zayıflaması, İsrail ile yürütülen savunma iş birliklerini ve istihbarat paylaşımını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgede artan radikalleşmeye karşı tedbir almalı ve Filistin davasındaki tutumunu güçlendirmeli.