İsrail ordusu, 22 yıl süren işgalin ardından 2000 yılında çekildiği Lübnan'ın güneyinde sembolik öneme sahip Beaufort Kalesi'ni yeniden ele geçirdi. Haçlı Seferleri döneminden kalma bu kale, uzun yıllar İsrail işgalinin ve Lübnan direnişinin simgesi olmuştu. İsrail'in Hizbullah ile çatışmalarını genişlettiği bir dönemde gelen bu hamle, iki ülkede de acı anıları canlandırdı ve bölgedeki gerilimin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı
Beaufort Kalesi, Lübnan'ın güneyinde, Litani Nehri'nin kıyısında stratejik bir tepede yer alıyor. Haçlılar tarafından 12. yüzyılda inşa edilen kale, yüzyıllar boyunca bölgenin kontrolü için önemli bir nokta oldu. 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgali sırasında ele geçirilen kale, 2000 yılına kadar İsrail kontrolünde kaldı. İsrail'in çekilmesiyle birlikte Hizbullah'ın sembolü haline gelen kale, örgütün askeri törenlerine ve propagandasına ev sahipliği yapıyordu. İsrail'in geçtiğimiz haftalarda Hizbullah'a yönelik operasyonlarını yoğunlaştırması ve kara harekâtına hazırlık yapması, Beaufort Kalesi'nin yeniden ele geçirilmesini beraberinde getirdi. İsrail ordusu, kalenin Hizbullah tarafından askeri amaçla kullanıldığını ve bölgeden İsrail yerleşimlerine yönelik saldırılar düzenlendiğini iddia ediyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kalenin ele geçirilmesini 'tarihi bir zafer' olarak nitelendirirken, Lübnan Başbakanı Necib Mikati, bu adımı 'işgalin devamı' olarak değerlendirdi ve uluslararası topluma müdahale çağrısında bulundu. Hizbullah ise kalenin sembolik önemine vurgu yaparak, 'işgal altındaki toprakları kurtarmak için mücadeleye devam edeceklerini' açıkladı. Bu gelişme, 2006 Lübnan Savaşı'ndan bu yana en ciddi çatışma ortamını yaratırken, bölgedeki dengeleri de kökten değiştirebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Beaufort Kalesi'nin ele geçirilmesi, sadece iki ülke arasındaki değil, aynı zamanda İran ve İsrail arasındaki gerilimin de bir yansıması. Hizbullah, İran'ın desteğiyle bölgedeki en güçlü gayri nizami askeri güç haline gelmiş durumda. İsrail'in bu hamlesi, Hizbullah'ın caydırıcılığını kırmayı ve Lübnan'da yeniden askeri varlık gösterme niyetini ortaya koyuyor. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve silahlı grupların Litani Nehri'nin güneyinde faaliyet göstermemesini öngörüyor. Ancak bu karar yıllardır uygulanamıyor. İsrail'in bu adımı, bölgede yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir. ABD, İsrail'in meşru müdafaa hakkını desteklediğini ancak çatışmaların yayılmaması gerektiğini belirtiyor. Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ise taraflara itidal çağrısında bulunuyor. Rusya ve Çin, tırmanan gerilimden endişe duyduklarını ifade ederken, İran destekli grupların Suriye ve Irak'taki varlığı da göz önüne alındığında, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrarı doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Türkiye, Hizbullah'ı terör örgütü olarak görmese de, İsrail ile ilişkileri son dönemde normalleşme sürecine girmişti. Ancak Lübnan'da yaşanacak büyük çaplı bir çatışma, Suriye üzerinden Türkiye'ye sığınmacı akışını artırabilir ve bölgesel güvenliği tehdit edebilir. Ayrıca, İran'ın bölgedeki nüfuzunun artması veya azalması, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını da etkileyecektir. Türkiye'nin, hem Lübnan'daki Türkmen toplumu hem de bölgedeki ekonomik çıkarları göz önüne alındığında, taraflar arasında arabuluculuk yapma potansiyeli bulunuyor. Ancak şu an için Türkiye'nin bu konuda net bir tavır almış olduğu söylenemez.