İsrail ordusunun, Lübnan'da iki tüneli yıkmayı ve yerinden edilmiş sakinlerin geri dönüşünü engellemeyi planladığı bildirildi. Ayrıca ordu, sınırdan 2-4 kilometre uzaklıkta yeni bir hatta kademeli olarak çekilmeye hazırlanıyor ve 20 kalıcı mevzi kurmayı planlıyor. Bu gelişme, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların ardından bölgede kalıcı bir güvenlik düzenlemesi arayışının parçası olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ve Hizbullah arasında 2024 yılında varılan ateşkes anlaşması, her iki tarafın da belirli hatlara çekilmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın uygulanmasında ciddi aksaklıklar yaşandı. İsrail, Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyinde yeniden yapılanma çabalarını gerekçe göstererek hava saldırılarını sürdürdü. Son olarak, İsrail ordusunun iki tüneli yıkma planı, bu gerilimin bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.
Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırına yakın bölgelerde, Hizbullah'ın askeri altyapısını oluşturan tüneller bulunuyor. İsrail, bu tünellerin kendi topraklarına yönelik saldırılar için kullanılabileceğini savunuyor. Öte yandan, İsrail'in sınırdan 2-4 kilometre içeride yeni bir hat oluşturma ve 20 kalıcı mevzi kurma planı, uzun vadeli bir güvenlik kuşağı oluşturma niyetini gösteriyor. Bu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararına aykırılık teşkil edebilir; zira karar, Lübnan'ın güneyinde yalnızca Lübnan ordusu ve UNIFIL'in bulunmasını öngörüyor.
Yerinden edilmiş Lübnanlı sakinlerin geri dönüşünün engellenmesi ise insani boyutu daha da ağırlaştırıyor. Çatışmalar sırasında on binlerce Lübnanlı evlerini terk etmek zorunda kaldı. İsrail'in dönüşleri engelleme planı, bu insanların belirsiz bir süre daha yerinden edilmiş halde kalması anlamına geliyor. Uluslararası hukuk açısından, yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesi ciddi bir ihlal olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in bu planı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan istikrarı daha da bozabilir. Hizbullah, İsrail'in herhangi bir ihlaline karşılık vereceğini açıklamış durumda. Lübnan hükümeti ise zayıf konumda ve İsrail'in askeri hamlelerine karşı koyacak güçten yoksun. Bu durum, çatışmaların yeniden alevlenme riskini artırıyor.
ABD, İsrail'in en önemli müttefiki olarak, gerilimin düşürülmesi çağrısı yapıyor ancak İsrail üzerindeki etkisi sınırlı. Avrupa Birliği ve BM, 1701 sayılı kararın tam olarak uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ancak İsrail, kendi güvenliğini sağlamak için gerekli gördüğü adımları atmaya devam ediyor. Bu durum, uluslararası toplumun etkisizliğini gözler önüne seriyor.
İran, Hizbullah'ın ana destekçisi olarak, İsrail'in eylemlerini yakından takip ediyor. İran'ın olası bir müdahalesi, bölgesel bir savaşa yol açabilir. Rusya ise Suriye üzerinden bölgede etkisini artırmaya çalışıyor ve Lübnan'daki gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilir. Bu nedenle, İsrail'in tünel yıkma ve geri dönüşleri engelleme planı, sadece Lübnan'ı değil, tüm bölgeyi etkileyecek bir krizin fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan'da tünel yıkma ve yerinden edilmiş sakinlerin dönüşünü engelleme planı, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Lübnan'ın istikrarına ve toprak bütünlüğüne önem veriyor ve İsrail'in tek taraflı askeri eylemlerini endişeyle karşılıyor. Olası bir yeni çatışma dalgası, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik risklerini artırabilir ve mülteci akınını tetikleyebilir. Ayrıca Türkiye, bölgesel barış için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırabilir ve İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirebilir. Ekonomik açıdan, Lübnan'daki istikrarsızlık Türkiye'nin ticaret yollarını ve enerji güvenliğini olumsuz etkileyebilir.