İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki tarihi Sur kentine yönelik ilk kez tam tahliye uyarısı yayınlamasının hemen ardından düzenlediği hava saldırısında en az sekiz kişi hayatını kaybetti. Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, saldırıda ayrıca çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi. Saldırı, İsrail ile Hizbullah arasında aylardır süren çatışmaların en şiddetli günlerinden birinde yaşandı. Sur, Akdeniz kıyısındaki konumu ve tarihi limanıyla bilinen bir şehir olup, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır. İsrail ordusu, sivil halkın bölgeyi derhal terk etmesi çağrısında bulunurken, saldırının hedefinin Hizbullah'a ait askeri altyapı olduğunu iddia etti. Ancak saldırıda sivillerin de hedef alındığı yönündeki görüntüler ve tanık ifadeleri uluslararası kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Gelişmenin Arka Planı: Tahliye Uyarısı ve Şiddet Döngüsü
İsrail ordusu, Çarşamba günü Sur kenti için yayınladığı mesajda, kentin tamamının boşaltılması gerektiğini duyurdu. Bu, 2006 Lübnan Savaşı'ndan bu yana İsrail'in ilk kez tüm bir şehir için bu kapsamda bir tahliye emri vermesi olarak kayıtlara geçti. İsrail, bu uyarının ardından kente yönelik geniş çaplı bir hava operasyonu başlattı. Saldırıda ölenler arasında sağlık çalışanlarının da bulunduğu bildirilirken, yaralıların çevredeki hastanelere kaldırıldığı aktarıldı. Şu ana kadar herhangi bir resmi açıklama yapmayan Hizbullah ise saldırıya misilleme yapacağını duyurdu. İsrail ile Hizbullah arasında Ekim 2023'ten bu yana sınır ötesi çatışmalar sürüyor; ancak son haftalarda şiddet belirgin şekilde arttı. İsrail, Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken, Hizbullah da İsrail'in kuzeyindeki askeri noktalara roket ve füzelerle karşılık veriyor.
Sur kenti, Akdeniz kıyısında, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un yaklaşık 80 kilometre güneyinde yer alıyor. Şehir, binlerce yıllık tarihi boyunca Fenike, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir liman kentiydi. Günümüzde ise nüfusu yaklaşık 60 bin civarında olan Sur, Hizbullah'ın da önemli bir destek tabanına sahip olduğu bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. İsrail, Hizbullah'ın kente silah ve mühimmat depoladığını iddia ediyor; ancak bağımsız gözlemciler bu iddiaları doğrulayamıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Tepkiler ve İnsani Kriz
Sur'a yönelik saldırı, uluslararası alanda geniş yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Koordinatörü, saldırıyı kınayarak taraflara itidal çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı ise İsrail'in meşru müdafaa hakkına vurgu yaparken, sivil kayıpların önlenmesi için azami çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı açıklamada, "Sivillerin hedef alınması asla kabul edilemez. Lübnan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir" ifadelerini kullandı.
Bu saldırı, Lübnan'da zaten derinleşen insani krizi daha da ağırlaştırma riski taşıyor. Ülke, 2019'dan bu yana yaşadığı mali çöküşün ardından yüzde 200'ü aşan enflasyon, elektrik ve yakıt kıtlığı gibi sorunlarla boğuşuyor. Sur gibi şehirlerde yaşayanlar, savaşın ortasında temel ihtiyaçlara erişimde büyük güçlük çekiyor. Göç dalgası, hem Lübnan içinde hem de komşu ülkelere yönelik olarak artabilir. Lübnan'da resmi kayıtlara göre 1,5 milyondan fazla Suriyeli mülteci bulunuyor; bu da ülkeyi dünyada kişi başına en fazla mülteci alan ülke konumuna getiriyor. Yeni çatışmalar, bu kırılgan yapıyı daha da istikrarsızlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Sur şehrine saldırısı, Türkiye'nin de yakından izlediği bir gelişmedir. Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlığın Doğu Akdeniz'deki dengeleri olumsuz etkilemesinden endişe duymaktadır. Zira Lübnan, Doğu Akdeniz hidrokarbon kaynakları ve deniz yetki alanları bağlamında kritik bir konumdadır. Ayrıca Türkiye, Lübnan'da yaşayan Türkmen toplumu ve Sünni Arap nüfusla tarihsel bağlara sahiptir. Çatışmaların tırmanması, bölgeye yeni bir sığınmacı dalgası getirebilir ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu komşu ülkeleri etkileyebilir. Türkiye, diplomatik kanallardan taraflara itidal çağrısı yaparken, insani yardım çabalarına da hazır olduğunu belirtmektedir. Ancak Ankara, İsrail ve Hizbullah arasındaki doğrudan bir çatışmaya taraf olmaktan kaçınarak, mevcut krizin bölgesel bir savaşa dönüşmemesi için çaba göstermektedir.