İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırılarında en az beş kişi hayatını kaybederken, saldırıların ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ile Hizbullah arasında 'sükunet' sağlandığını duyurmasının hemen ardından gelmesi dikkat çekti. Trump, Pazartesi günü yaptığı açıklamada 'çatışmaların sona ermek üzere olduğu' yönünde bir tablo çizerken, saldırılar bölgede ateşkes yönünde bir anlaşmaya varılıp varılmadığına dair soru işaretlerini artırdı. Ölenler arasında sivil olduğu belirtilen kişiler bulunurken, saldırıların İsrail-Lübnan sınırında aylardır devam eden tırmanışın en son halkası olduğu belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
Saldırılar, İsrail ile Lübnan merkezli Hizbullah arasında 2006 savaşından bu yana en ciddi çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. İsrail, Ekim ayından bu yana Hizbullah mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış, Hizbullah da roket ve füzelerle karşılık vermişti. Trump'ın açıklaması, ABD'nin bölgede tırmanan gerilimi düşürmek için devreye girdiği yönünde yorumlanmıştı. Ancak İsrail'in bu açıklamadan saatler sonra saldırıya geçmesi, ateşkesin sağlanmasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi. İsrail ordusu, saldırıların Hizbullah'ın askeri altyapısına yönelik olduğunu belirtirken, Hizbullah ise İsrail'in 'saldırganlığının devam ettiği' gerekçesiyle misilleme tehdidinde bulundu.
Bölge kaynaklarına göre, İsrail savaş uçakları Lübnan'ın güneyindeki birkaç köy ve kasabayı hedef aldı. Saldırılarda bir ambulansın da vurulduğu ve sağlık ekiplerinden de kayıplar olduğu bildirildi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda en az beş kişinin öldüğünü, 15 kişinin yaralandığını duyurdu. Ölenlerden birinin yerel bir sivil savunma görevlisi olduğu belirtildi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, sağlık personeline ve ambulanslara yönelik saldırıların uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunu vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalar, bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıdığı için uluslararası toplumun yakın takibinde. İran destekli Hizbullah'ın İsrail'e karşı kullanabileceği gelişmiş füzeler, İsrail'in kuzey şehirlerini tehdit ediyor. Öte yandan İsrail'in hava saldırılarında sivil kayıpların artması, uluslararası kamuoyunda İsrail'e yönelik eleştirileri de beraberinde getiriyor. BM Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka, 'tarafları ateşkese ve BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararına uymaya' çağırdı. Fransa ve ABD, taraflar arasında arabuluculuk çabalarını sürdürürken, İran'ın çatışmalara doğrudan müdahil olabileceği endişesi, Körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkeyi tedirgin ediyor.
Trump'ın 'sükunet' açıklamasının ardından gelen saldırılar, ABD'nin bölgedeki diplomatik etkisinin sınırlı olduğunu da gösteriyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamalarda Hizbullah'ın sınırdan çekilmesi sağlanana kadar operasyonların devam edeceğini söylemişti. Bu tutum, İsrail'in ABD'nin çağrılarına rağmen kendi güvenlik önceliklerini ön planda tuttuğunu ortaya koyuyor. Çatışmaların sürmesi, Lübnan'ın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da tahrip ediyor. Ülkede 2019'dan bu yana süren ekonomik kriz, halkı yoksulluk sınırında yaşamaya mahkûm etmiş durumda. Savaş korkusu, turizm ve yatırımları durma noktasına getirirken, binlerce Lübnanlı güvenli bölgelere göç etmek zorunda kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan gerginliğinin artmasından doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Türkiye'nin Lübnan'daki Türkmen toplumu ve tarihi bağları, bu çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşmesi halinde Ankara'yı yakından ilgilendiriyor. Ayrıca Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliği açısından bölgedeki istikrara önem veriyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırganlığının Türkiye'nin enerji politikalarını ve Mavi Vatan doktrinini tehdit edebileceği değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanlığı'nın bugüne kadar 'bölgesel barışa vurgu yapan' açıklamaları, Ankara'nın çatışmanın tırmanmasına karşı olduğunu ancak kriz yönetiminde etkin bir rol üstlenmekten kaçındığını gösteriyor. Yakın zamanda İsrail ve Lübnan arasında bir savaş çıkması halinde Türkiye, sığınmacı akını ve enerji kesintileri gibi sorunlarla karşılaşabilir.