İsrail, ABD ile İran arasında varılan nükleer anlaşma ve bölgesel yatıştırma çabalarına rağmen, Lübnan'ın güneyinde işgal ettiği bölgeyi genişletme planlarını hızlandırmış durumda. Ortadoğu'da yeni bir krize yol açması beklenen bu hamle, Beyrut ve Tel Aviv arasında zaten gergin olan ilişkileri daha da germeyi amaçlıyor. İsrail ordusunun, Lübnan sınırındaki tampon bölgeyi 10 kilometre daha kuzeye kaydırmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu plan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararını ihlal eder nitelikte.
Gelişmenin Arka Planı: ABD-İran Anlaşması ve İsrail'in Tepkisi
ABD ve İran arasında varılan anlaşma, İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini ve bölgesel gerilimin azaltılmasını öngörüyor. Ancak İsrail yönetimi, bu anlaşmanın bölgesel güvenliği tehdit ettiğini ve Hizbullah'ın Lübnan'daki askeri varlığını güçlendirmesine olanak tanıyacağını savunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce defalarca ABD-İran anlaşmasına karşı çıkmış ve 'İsrail'in kendini savunma hakkını saklı tuttuğunu' belirtmişti. Bu kapsamda, Lübnan sınırında genişletilmiş bir işgal bölgesi oluşturma planının hayata geçirilmesi, İsrail'in bu anlaşmaya karşı somut bir meydan okuması olarak değerlendiriliyor.
İsrail ordusunun Lübnan'daki operasyonları, 2006 yılındaki savaştan bu yana en kapsamlı askeri hareketlilik olarak kayıtlara geçiyor. Plan kapsamında, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Lübnan topraklarında yeni askeri üsler inşa edeceği ve devriye faaliyetlerini artıracağı iddia ediliyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise bu hamleye karşılık olarak 'beklenmedik bir yanıt' vereceklerini açıklamıştı. İran destekli Hizbullah'ın elinde bulunan ve 150 bin roket ile füzeyi aştığı tahmin edilen cephanelik, gerilimin tırmanması durumunda bölgesel bir çatışmayı tetikleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Cephe mi?
İsrail'in bu hamlesi, sadece Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek bir domino etkisi yaratma potansiyeli taşıyor. ABD yönetimi, İran ile yaptığı anlaşmaya rağmen İsrail'in güvenliğini garanti altına alma sözü vermiş olsa da, bu tür bir işgal genişletme planının anlaşma ruhuyla çeliştiği yorumları yapılıyor. Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri, İsrail'e çağrıda bulunarak 'orantısız güç kullanımından kaçınılması' gerektiğini vurgularken, Birleşmiş Milletler ise ateşkes ihlali konusunda uyarılarda bulunuyor. Rusya, Suriye üzerinden Lübnan'a yönelik herhangi bir askeri hareketliliğe karşı olduğunu açıklarken, Çin ise 'egemenliğe saygı' çağrısı yaptı.
Bölgedeki enerji dengeleri de bu gelişmeden etkilenebilir. Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervleri, Lübnan ve İsrail arasındaki deniz yetki alanı anlaşmazlığını da tetiklemiş durumda. İsrail'in kara işgalini genişletmesi, deniz sınırları konusunda da yeni bir krize yol açabilir. Bu durum, bölge ülkelerinin enerji güvenliğini tehdit ederken, Türkiye'nin de Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar, İsrail'in bu planının arkasında, İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırmak ve Hizbullah'ı pasifize etmek olduğunu belirtiyor. Ancak bu yöntem, daha önce olduğu gibi çatışma sarmalını derinleştirebilir. 2006 savaşının ardından Lübnan'da enkaz altında kalan sivil altyapının yeniden inşası milyarlarca dolara mal olmuştu. Benzer bir senaryo, bölgesel ekonomiler üzerinde ağır bir yük oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan'da işgal bölgesini genişletme planı, Türkiye için birden fazla açıdan kritik önem taşıyor. Öncelikle, bu hamle Doğu Akdeniz'deki enerji paylaşımı ve deniz yetki alanları konusundaki hassas dengeleri sarsabilir. Türkiye, Lübnan ile askıya alınmış deniz sınırlandırma anlaşması imzalamaya hazırlanırken, İsrail'in askeri varlığını artırması bu süreci olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İsrail ile artan ticari ilişkiler ve enerji işbirliği, bu tür bir işgal genişletme kararıyla gerilebilir. Güvenlik boyutunda ise, Suriye üzerinden Türkiye'ye yönelik terör tehdidi, İsrail-Hizbullah çatışmasının sıçraması halinde daha karmaşık bir hal alabilir. Türkiye'nin bölgesel istikrar ve mülteci akınları konusundaki hassasiyeti, bu gelişmeyi yakından izlemesini gerektiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce İsrail'in 'terör devleti' olarak nitelendirildiği açıklamaları düşünüldüğünde, Ankara'nın bu plana karşı sert bir diplomatik tepki vermesi bekleniyor. Ancak Türkiye'nin, özellikle enerji ve askeri alanda denge politikası izlemesi muhtemel.