İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki ilerleyişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın "ateşkes yakın" açıklamalarına rağmen devam ediyor. Çatışmaların şiddetlenerek sürdüğü bölgede, İsrail güçleri Hizbullah'ın mevzilerini hedef alırken, sivil kayıplar da artıyor. Uzmanlara göre, askeri baskı stratejisi yalnızca gerilimi tırmandırıyor ve diplomatik bir çözümü daha da zorlaştırıyor.
Çatışmanın Arka Planı ve Güncel Durum
İsrail ile Hizbullah arasındaki son çatışma dalgası, Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırının ardından tetiklendi. O tarihten bu yana Lübnan-İsrail sınırında neredeyse günlük çatışmalar yaşanıyor. İsrail, kuzeydeki yerleşim birimlerini korumak amacıyla Lübnan topraklarına kara operasyonları düzenlerken, Hizbullah da roket ve füzelerle İsrail'in kuzeyini vuruyor.
Uzmanlar, İsrail'in askeri baskı stratejisinin aslında Hizbullah'ı müzakere masasına çekmeyi amaçladığını, ancak bunun ters teptiğini belirtiyor. Beyrut merkezli siyasi analist Maha Yahya'ya göre, "İsrail ne kadar çok baskı uygularsa, Hizbullah o kadar fazla direniyor ve uzlaşma şansı azalıyor." Bu kısır döngü, her iki tarafın da geri adım atmak istememesine yol açıyor.
Trump yönetiminin ateşkes çağrılarına rağmen, şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilmiş değil. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın bölgeye yaptığı ziyaretlerde tarafları uzlaştırma çabaları sonuçsuz kaldı. Özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, savaşı sona erdirmek için uluslararası baskıya direndiği ve askeri operasyonları genişlettiği gözleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çatışmanın yayılma riski, sadece Lübnan ve İsrail'i değil, tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. İran'ın desteklediği Hizbullah, bölgede İsrail ile angaje olan en güçlü paramiliter örgütlerden biri. Tahran'ın bu örgüte lojistik ve askeri destek sağladığı biliniyor. Bu durum, İsrail-İran gerilimini de beraberinde getiriyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, 2006 savaşının ardından Lübnan'ın güneyinde silahlı milislerin bulunmamasını öngörüyordu. Ancak bu kararın uygulanmasındaki başarısızlık, bugünkü krizin temel nedenlerinden biri olarak görülüyor. BM yetkilileri, uluslararası toplumun daha aktif bir rol oynaması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa Birliği, çatışmanın bir an önce sona ermesi çağrısı yaparken, Fransa gibi ülkeler arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel jeopolitik hesaplar, diplomatik çabaları zora sokuyor. Özellikle İran ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabet, Lübnan sahasında da kendini hissettiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu çatışma, Türkiye için doğrudan sınır güvenliği riski oluşturmasa da, bölgesel istikrarsızlık Ankara'nın dış politika önceliklerini etkiliyor. Türkiye, Lübnan'da Sünni toplumla yakın ilişkilerini sürdürürken, Hizbullah'ın İran eksenindeki rolü nedeniyle dikkatli bir denge politikası izliyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarları, bölgedeki güvenlik ortamından doğrudan etkileniyor. Çatışmanın uzaması halinde, Türkiye'ye yönelik mülteci akışı riski de bulunuyor. Dolayısıyla, Ankara hem diplomatik çabalara katkıda bulunuyor hem de kendi çıkarlarını korumak için bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyor.