ABD’nin aylar süren diplomatik çabalarının ardından varılan İsrail-Lübnan ateşkes anlaşması, daha imzalanmadan çatlak seslerle karşılaştı. Hizbullah’ın fiilen kontrol ettiği güney Lübnan’da tansiyon düşmezken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ateşkesin ancak Hizbullah’ın saldırıları durdurmasıyla mümkün olacağını açıkladı. Ancak İran destekli örgütün lideri Hasan Nasrallah, yaptığı konuşmada, “Saldırıları durdurmayı kabul etmiyoruz. İsrail’in ateşkese uyması için önce işgali sonlandırması gerek” diyerek şartları reddetti.
Gelişmenin Arka Planı: Çatışmanın Dinamikleri
Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşının ardından İsrail-Hizbullah çatışmaları da kuzey cephesinde alevlenmişti. İsrail, Lübnan’ın güneyinde düzenlediği hava saldırıları ve sınır ötesi operasyonlarla Hizbullah’ın füze altyapısını hedef alırken, örgüt de İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlere roket yağdırdı. Son haftalarda tırmanan gerilim, uluslararası toplumun büyük bir savaşı önleme telaşına kapılmasına neden oldu. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın defalarca bölgeye yaptığı ziyaretler, ateşkes için zemin hazırlamayı amaçlıyordu. Ancak Blinken’ın geçtiğimiz hafta duyurduğu taslak anlaşma, Hizbullah’tan beklenen olumlu yanıtı alamadı.
Anlaşma metni, üç aşamalı bir ateşkes öngörüyordu: Hizbullah’ın ateşi kesmesi, İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesi ve Lübnan ordusunun sınıra konuşlanarak bölgenin denetimini üstlenmesi. Ancak Nasrallah, ilk adım olarak kendilerinin silah bırakmasını kabul edilemez bulduklarını, çünkü bunun “teslimiyet” anlamına geleceğini söyledi. Öte yandan İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hizbullah’ın saldırıları devam ettiği sürece operasyonlarını sürdüreceklerini duyurdu. Sahadan gelen bilgilere göre, ateşkesin duyurulduğu gün bile İsrail savaş uçakları Beyrut’un güney varoşlarına üç ayrı hava saldırısı düzenlerken, Hizbullah da İsrail’in kuzeyindeki askeri noktalara onlarca roket fırlattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ortadoğu’da Yeni Bir Cephe mi?
Bu gelişme, İsrail-Hamas çatışmasının bölgesel yayılma riskini bir kez daha gündeme getirdi. Uzmanlar, Hizbullah’ın İran’ın en önemli vekil gücü olarak Gazze’deki durumdan bağımsız hareket etmeyeceğini vurguluyor. Tahran yönetimi, son haftalarda diplomatik kanallardan Hizbullah’a “ölçülü” davranma çağrısı yapsa da, örgütün liderlik yapısı tamamen bağımsız karar alabiliyor. ABD, anlaşmanın başarısız olması halinde askeri müdahaleyi değil, yaptırımları artırarak İran üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmayı planlıyor. Avrupa Birliği ise her iki tarafa da itidal çağrısı yaparken, Lübnan hükümeti uluslararası toplumdan daha fazla destek talep ediyor.
Ancak ateşkesin başarısız olması, yalnızca askeri bir çatışmanın sürmesi anlamına gelmiyor. Lübnan’da zaten derin bir ekonomik kriz yaşanıyor; savaşın yeniden alevlenmesi, milyonlarca sivilin yerinden edilmesine ve ülkenin tamamen çökmesine yol açabilir. Ayrıca bu durum, İsrail’in kuzey sınırında yıllardır süren düşük yoğunluklu çatışmayı tam ölçekli bir savaşa dönüştürebilir. Bölgesel güçlerden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ateşkesin muhafaza edilmesi için dolaylı görüşmeler yürütüyor; ancak İran faktörü ve Hizbullah’ın bağımsız tutumu bu çabaları zora sokuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan arasındaki çatışmanın yayılmaması için doğrudan diplomatik girişimlerde bulunmasa da, Ankara’nın bölgedeki insani krizlere kayıtsız kalması mümkün değil. Lübnan’daki çatışma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliğini ve mülteci akışlarını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca Hizbullah’ın varlığı ve İran’ın bölgedeki nüfuzu, Türkiye’nin Suriye politikası ve PKK ile mücadelesinde denklemde yer alan unsurlardır. Ankara, İsrail’in saldırgan tutumunu eleştirirken, Hizbullah’ın da silahlı mücadeleyi bırakması gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle Türkiye, BM nezdinde acil ateşkes çağrılarını desteklerken, iki devletli çözüm temelinde kalıcı barış için arabuluculuk yapabileceğini sinyali veriyor.