İsrail güçleri, 19 Mart'ta gözaltına alınan Filistinli kadın doğum uzmanı Dr. İyad Ebu İyad'ı, cezaevinde kalp krizi geçirmesine rağmen serbest bırakmayarak alıkoymaya devam ediyor. Ailesi, 45 yaşındaki doktorun sağlık durumunun kritik olduğunu ve acil tıbbi müdahale gerektirdiğini belirterek uluslararası topluma acil çağrıda bulundu. Olay, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde yaşanan gözaltı dalgasının bir parçası olarak kayıtlara geçti.
Gelişmenin arka planı
Dr. İyad Ebu İyad, El-Halil'deki Filistinli bir hastanede görev yapan saygın bir kadın doğum uzmanı olarak tanınıyor. 19 Mart 2025 tarihinde, İsrail askerleri tarafından evinden alıkonularak gözaltına alındı. İsrail makamları, gözaltı gerekçesi olarak doktorun sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımları öne sürdü. Ailenin avukatına göre, İsrail askeri mahkemesi tarafından yürütülen soruşturma kapsamında doktora yöneltilen suçlama, "terör örgütüyle bağlantılı olduğu iddia edilen yazılı ve sözlü ifadeler" olarak özetlendi. Ancak aile, bu suçlamaları reddederek doktorun ifade özgürlüğü kapsamında hareket ettiğini ve herhangi bir silahlı faaliyetinin bulunmadığını vurguladı.
Gözaltı sürecinde Dr. Ebu İyad'ın sağlık durumu hızla kötüleşti. 28 Mart'ta cezaevinde kalp krizi geçirdiği ve hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Ancak İsrail sağlık yetkilileri, doktorun durumunun stabil olduğunu ve hayati tehlikesinin bulunmadığını açıkladı. Buna rağmen aile, doktorun yeterli tıbbi bakım alamadığını ve acil olarak serbest bırakılması gerektiğini savunuyor. Avukatı, doktorun daha önce de kalp rahatsızlığı geçmişi olduğunu ve bu nedenle risk altında olduğunu belirtti.
Filistin Sağlık Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İsrail'in Filistinli tutuklulara uyguladığı muamelenin insan hakları ihlali olduğunu ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Bakanlık, Dr. Ebu İyad'ın derhal serbest bırakılması ve gerekli tıbbi tedavisinin tam teşekküllü bir hastanede yapılması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Dr. Ebu İyad'ın gözaltısı, İsrail-Filistin çatışmasında özellikle 7 Ekim 2023 sonrası artan tutuklama dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail, güvenlik gerekçeleriyle çok sayıda Filistinliyi yargısız veya askeri mahkemelerde yargılayarak alıkoyuyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre, 2025 yılı itibarıyla İsrail hapishanelerinde 9 binin üzerinde Filistinli tutuklu bulunuyor. Bu tutukluların birçoğu sağlık sorunları yaşarken, insan hakları örgütleri İsrail'in tutuklulara yönelik tıbbi ihmali nedeniyle defalarca eleştiri yöneltti.
Olay, uluslararası kamuoyunda yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR), yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in tutuklu Filistinlilere yönelik keyfi gözaltı uygulamalarını kınadı ve Dr. Ebu İyad'ın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Dünya Tabipler Birliği gibi tıp kuruluşları da olayı kınayarak sağlık çalışanlarının çatışma ortamlarında güvende olması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan İsrail hükümeti, güvenlik önlemlerine dair herhangi bir geri adım atmayacağını açıkladı. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, "gözaltı işlemlerinin yasal mevzuata uygun olarak sürdüğü" ifade edildi ve doktorun sağlık durumunun ilgili birimlerce takip edildiği kaydedildi. İsrail'in bu tutumu, insan hakları örgütleri tarafından "hukukun üstünlüğünü hiçe sayan bir yaklaşım" olarak eleştiriliyor.
Türkiye'nin bu konudaki resmi tutumu, Filistin davasına verdiği desteği içeriyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in Filistinli tutuklulara yönelik muamelesine dikkat çekmiş ve uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini belirtmişti. Bu tür olaylar, Türkiye'nin bölgesel istikrar çağrılarını güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği siyasi desteğin arka planında ek bir insani kriz unsuru olarak öne çıkıyor. Türkiye, uzun süredir İsrail'in Filistinli tutuklulara yönelik muamelesini uluslararası platformlarda gündeme getirmekte ve iki devletli çözümü savunmaktadır. Dr. Ebu İyad'ın gözaltısı ve sağlık durumu, Türk kamuoyunda duyarlılık yaratmakta, hükümetin İsrail karşıtı diplomatik söylemlerini haklı çıkarmaktadır. Türkiye'nin bu tür insan hakları ihlallerini kınaması, Ankara'nın İslam dünyasındaki liderlik iddiasını pekiştirmekte ve Filistin halkıyla dayanışmasını sürdürme kararlılığını göstermektedir. Ayrıca, Türkiye'nin insani yardım kuruluşları aracılığıyla bölgede sivil topluma destek verme çalışmaları, bu olayın ardından daha da önem kazanmaktadır.