İsrail, 19 Ekim 2024 sabahı İran’ın orta ve batı bölgelerine yönelik kapsamlı hava saldırıları başlattı. Saldırılar, Tahran yönetiminin daha önce İsrail topraklarına ateşlediği füzelerin ardından misilleme amacı taşıyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından yapılan yazılı açıklamada, operasyonun İran’ın askeri tesislerini hedef aldığı ve saldırının planlı bir şekilde gerçekleştirildiği belirtildi. İran devlet medyası, saldırılarda en az altı patlamanın duyulduğunu, bazı hedeflerin vurulduğunu ancak can kaybı olmadığını bildirdi. Bölgedeki gerginlik, iki ülke arasında doğrudan askeri çatışma riskini daha önce hiç olmadığı kadar yükseltmiş durumda.
Saldırının arka planı: İran’ın füze saldırıları ve İsrail’in yanıtı
Gerilim, 1 Ekim 2024’te İran’ın İsrail’e yönelik balistik füze saldırısıyla başladı. İran Devrim Muhafızları, saldırının İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki operasyonlarına karşılık olduğunu açıkladı. İsrail, bu saldırıya karşılık verme sözü vermiş ve günler süren diplomatik temasların ardından askeri seçeneği kullanmaya karar vermişti. Kaynaklar, İsrail’in saldırıdan önce ABD’yi bilgilendirdiğini ancak Washington’un bu operasyona doğrudan katılmadığını aktarıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırının ardından yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırganlığını cevapsız bırakmayacağız ve stratejik tesislerine karşılık vereceğiz” ifadelerini kullandı.
İran’dan gelen ilk tepkilerde ise, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, saldırıyı “uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirirken, İran’ın meşru müdafaa hakkını kullanacağını ve orantılı bir yanıt vereceğini belirtti. İran medyası, saldırılarda savunma sistemlerinin devreye girdiğini ve bazı füzeleri düşürdüğünü iddia etti. Uzmanlar, bu saldırının İran’ın nükleer programına yönelik olmadığını, daha çok askeri altyapıyı hedef aldığını tahmin ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Tırmanan savaş tehdidi
İsrail-İran gerilimi, tüm Ortadoğu’da savaşın yayılma riskini artırıyor. İsrail’in saldırısı, bölgedeki diğer aktörlerin de tavrını belirleyecek. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, çatışmanın genişlemesinden endişe ederken, görece sessiz kalmayı tercih ediyor. Lübnan Hizbullahı, İran’a destek mesajı gönderirken, Husiler Yemen’den İsrail’e yönelik saldırıları artırabilir. ABD Başkanı Joe Biden, “İsrail’in meşru müdafaa hakkını destekliyoruz ancak çatışmanın bölgeye yayılmasını istemiyoruz” açıklamasıyla temkinli bir pozisyon aldı. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ise taraflara itidal çağrısında bulundu.
Petrol fiyatları saldırı haberleriyle yükselişe geçerken, küresel piyasalar da gerginliğin tırmanmasından etkilendi. Analistler, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki olası bir misillemesinin küresel enerji arzını tehdit edebileceği uyarısı yapıyor. Bu gelişmeler, NATO ve diğer uluslararası örgütlerin de Orta Doğu’daki varlığını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-İran çatışmasının doğrudan tarafı olmasa da, bölgesel istikrarsızlıktan en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. İki ülke arasındaki gerilim, Türkiye’nin enerji koridorları ve ticaret yollarını tehdit edebilir. Ayrıca, çatışmanın genişlemesi durumunda Türkiye’nin sınır komşusu Irak’taki istikrar da risk altına girebilir. Türkiye’nin diplomatik girişimlerle tarafları sakinleştirmeye çalışması ve bu süreçte hem ABD’nin hem de Avrupa’nın politikalarıyla uyumlu bir denge siyaseti izlemesi bekleniyor. Öte yandan, Türkiye’nin enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal ettiği göz önüne alındığında, petrol fiyatlarındaki olası artış ekonomi üzerinde ek yük oluşturabilir.