İsrail, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) görev süresinin 31 Aralık'ta sona ermesinin ardından Hizbullah'ı silahsızlandırmak için ABD liderliğinde çokuluslu bir güç oluşturulmasını istiyor. Lübnan hükümeti ise UNIFIL'in görev süresinin uzatılması veya yerine Avrupa liderliğinde bir güç kurulması için yoğun diplomatik çaba harcıyor. İsrail, güney Lübnan'da oluşabilecek güvenlik boşluğunun Hizbullah'ın yeniden silahlanmasına yol açacağı endişesini taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
UNIFIL, 1978 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgalinin ardından BM Güvenlik Konseyi tarafından kuruldu. Görevi, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini doğrulamak, barışı korumak ve Lübnan hükümetine güney bölgesinde otoritesini yeniden tesis etmesinde yardımcı olmaktı. 2006'daki İsrail-Hizbullah savaşının ardından UNIFIL'in yetkileri genişletildi ve asker sayısı artırıldı. Halen yaklaşık 10.000 askerle görev yapan UNIFIL, İsrail-Lübnan sınırında istikrarı sağlamaya çalışıyor.
Ancak İsrail, UNIFIL'in Hizbullah'ın silahlanmasını engellemede yetersiz kaldığını savunuyor. İsrail yetkilileri, Hizbullah'ın son yıllarda insansız hava araçları, hassas güdümlü füzeler ve deniz savunma sistemleri dahil olmak üzere gelişmiş silahlar edindiğini belirtiyor. İsrail, Lübnan hükümetinin ve UNIFIL'in bu silahlanmayı durduramadığını öne sürüyor.
Lübnan ise derin bir ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor. Ülke, 2019'dan bu yana tarihinin en kötü ekonomik krizini yaşıyor; para birimi değerinin büyük kısmını kaybetti, yoksulluk arttı ve temel hizmetler çöktü. Lübnan hükümeti, UNIFIL'in çekilmesi durumunda güneyde oluşacak güvenlik boşluğunun ülkeyi daha da kaosa sürükleyeceğinden korkuyor. Bu nedenle UNIFIL'in görev süresinin uzatılması veya yerine Avrupa Birliği ülkelerinin öncülük edeceği çokuluslu bir gücün konuşlandırılması için diplomatik girişimlerde bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in talebi, ABD yönetiminin Orta Doğu politikası açısından kritik bir sınav niteliğinde. ABD, İsrail'in güvenlik endişelerini paylaşmakla birlikte, bölgede yeni bir askeri angajman istemiyor. ABD Savunma Bakanlığı kaynakları, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için ABD liderliğinde bir güç oluşturulmasının zorluklarına dikkat çekiyor. Böyle bir gücün Hizbullah ile doğrudan çatışmaya girmesi riski yüksek. Ayrıca Rusya ve Çin'in BM Güvenlik Konseyi'nde böyle bir misyona karşı çıkabileceği belirtiliyor.
Avrupa ülkeleri ise Lübnan'daki istikrarsızlığın Akdeniz'e yayılmasından endişeli. Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler UNIFIL'e asker katkısı sağlıyor. Ancak Avrupa'nın ekonomik sorunları ve Ukrayna savaşı nedeniyle yeni bir askeri misyona sıcak bakmadığı ifade ediliyor. Diplomatik kaynaklar, Avrupa'nın ancak BM çatısı altında ve sınırlı bir yetkiyle böyle bir güce katılabileceğini belirtiyor.
Hizbullah ise silahsızlandırılmayı kesinlikle reddediyor. Örgüt, silahlarının İsrail tehdidine karşı Lübnan'ı savunmak için gerekli olduğunu savunuyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, son konuşmalarında silahlarını bırakmalarının söz konusu olmadığını vurguladı. Lübnan ordusu ise zaten zayıf durumda ve Hizbullah'ı silahsızlandıracak kapasiteden yoksun.
BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Lübnan'da hükümet dışında silahlı grupların bulunmamasını öngörüyor. Ancak bu karar bugüne kadar uygulanamadı. İsrail, 1701 sayılı kararın uygulanması için uluslararası toplumun daha fazla baskı yapması gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki gelişmeler Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan ile tarihi ve kültürel bağlara sahip; ayrıca Doğu Akdeniz'deki güvenlik dengeleri açısından bölgeyi dikkatle izliyor. UNIFIL'in sona ermesi veya yerine yeni bir güç kurulması, Türkiye'nin bölgedeki etkisini ve olası insani krizleri etkileyebilir. Türkiye, Lübnan'ın istikrarını destekliyor ve diplomatik çözümlerden yana. Ancak İsrail'in Hizbullah'ı silahsızlandırma çabaları, bölgede yeni bir çatışma riskini artırıyor. Türkiye, Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda da hassas; Lübnan'daki istikrarsızlık bu denklemleri olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, Lübnan'da barış ve istikrarın korunması için uluslararası çabaları desteklemeli, ancak askeri bir çözümden kaçınılması gerektiğini vurgulamalıdır.