İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Hebron kentindeki İbrahim Camii'nin (Mescid-i İbrahim) fiili kontrolünü ele geçirdi. 1997 yılında imzalanan Hebron Anlaşması uyarınca Filistin yönetimine bırakılan caminin planlama ve inşaat yetkisi, İsrail'in askeri emirle bu sorumluluğu kendi yetki alanına devretmesiyle artık İsrail yönetiminde. Bu gelişme, daha önce iki taraf arasında hassas bir dengeye dayanan statükoyu bozuyor ve bölgede yeni bir gerginlik dalgasına yol açabilir.
Caminin statüsü ve Hebron Anlaşması
İbrahim Camii, Müslümanlar ve Yahudiler tarafından kutsal kabul edilen bir mekân. Yahudiler bölgeyi "Mahpela Mağarası" olarak adlandırıyor. Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf ve eşlerinin türbelerinin bu kampta bulunduğuna inanılıyor. Burası, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas noktalarından birini oluşturuyor.
1994 yılında Yahudi bir yerleşimci olan Baruch Goldstein'ın camide 29 Müslüman'ı katletmesinin ardından, mekânın yönetimiyle ilgili yeni düzenlemeler getirilmişti. 1997'de imzalanan Hebron Anlaşması ile şehir H1 ve H2 olarak ikiye bölündü. H1 bölgesi Filistin yönetimine, H2 bölgesi ise İsrail kontrolüne devredildi. Cami, H2 bölgesinde kalmasına rağmen, planlama ve inşaat yetkisi Filistin Vakıflar Bakanlığı'na bırakılmıştı.
İsrail, geçtiğimiz günlerde yayımladığı bir askeri emirle bu yetkiyi kendine çekti. Artık caminin içindeki her türlü fiziksel değişiklik, onarım veya yenileme için İsrail Sivil Yönetimi'nden izin alınması gerekecek. Filistin yönetimi bu adımı "statükoya müdahale" olarak nitelendirirken, İbrani basını da bunun “kontrolün tamamen İsrail'e geçmesi” anlamına geldiğini yazdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, sadece iki taraf arasındaki dini bir mekânın yönetimini değil, aynı zamanda Hebron kentinin tamamında dengeleri etkileyebilir. Hebron, Batı Şeria'nın en büyük kenti olmasının yanı sıra, yaklaşık 200 bin Filistinli ve birkaç yüz Yahudi yerleşimciye ev sahipliği yapıyor. Yerleşimciler şehrin tam merkezinde, koruma altında yaşarken, Filistinliler günlük hayatlarında ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya.
Uluslararası toplum, İsrail'in bu hamlesine tepki gösterdi. ABD'nin eski yönetimi döneminde buna benzer adımlara karşı çıkılmıştı, ancak Biden yönetiminin konuya yaklaşımı henüz net değil. Avrupa Birliği ise "statükoya saygı gösterilmesi" çağrısı yaptı. Filistin yönetimi, konuyu Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Adalet Divanı'na taşıma hazırlığı yaparken, İsrail ise kararın "güvenlik gerekçeleri" ve "ibadet özgürlüğünün sağlanması" ile ilgili olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İbrahim Camii'nin statüsünün değiştirilmesinin bölgede kalıcı barış çabalarına zarar vereceğini düşünüyor. Ankara, İsrail'in tek taraflı adımlarının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Filistin halkının haklarını gasp ettiğini uzun süredir dile getiriyor. Bu gelişme, Türkiye'nin başta İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere diplomatik platformlarda Filistin yönetimine verdiği desteği artırmasına neden olabilir. Ayrıca Türkiye, Kudüs ve Mescid-i Aksa örneğinde olduğu gibi, bu tür tek taraflı hamlelerin bölgesel gerginliği tırmandırdığına ve milyonlarca Müslüman'ın duygularını incittiğine dikkat çekiyor.