İsrail, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısının ardından Gazze'de yüzlerce sağlık tesisini vurarak uluslararası toplumun sert eleştirilerine maruz kalırken, aynı zamanda savaş sırasında hastanelerin korunmasına yönelik önleyici tedbirler konusunda dünyaya örnek teşkil ettiğini savunuyor. Bu iddialı duruş, İsrail ordusunun savaş sahasında sağlık altyapısının zarar görmesini önlemek için geliştirdiği teknolojik çözümleri ve operasyonel prosedürleri tanıtmasıyla gündeme geldi. Ancak bu yaklaşım, sahadaki yıkıcı gerçeklikle çelişiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), son çatışmalarda hastanelerin ve diğer sağlık tesislerinin hedef alınmaması için koordinat verilerini güncelleme, istihbarat paylaşımı ve hassas güdümlü mühimmat kullanımı gibi yöntemleri benimsediğini açıkladı. Ayrıca, hastanelerin yakınında gerçekleştirilecek operasyonlar öncesinde sivil halkın tahliye edilmesi ve tıbbi personelin güvenliğinin sağlanması için özel prosedürler uyguladığını belirtti. Bu tedbirlerin, uluslararası hukukun gereklilikleri olan ayrım gözetme ve orantılılık ilkelerine uygun olduğu iddia ediliyor.
Ancak, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından belgelenen verilere göre, savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de en az 36 sağlık tesisi doğrudan saldırıya uğradı ve yüzlerce sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Gazze'deki hastanelerin neredeyse tamamının hizmet dışı kaldığını veya kısmen çalışabildiğini raporluyor. Bu durum, İsrail'in açıkladığı tedbirlerin gerçekte ne kadar uygulanabildiği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in bu açıklamaları, savaş hukuku ve tıbbi tarafsızlık ilkesi bağlamında geniş yankı uyandırıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve diğer insani kuruluşlar, hastanelere yönelik saldırıların savaş suçu teşkil edebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, İsrail hükümeti, Hamas'ın hastaneleri askeri amaçlarla kullanarak bu tesisleri meşru hedef haline getirdiğini savunuyor. Bu argüman, uluslararası hukukta tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor.
Küresel güçlerin bu konudaki tutumu da bölünmüş durumda. ABD, İsrail'in meşru müdafaa hakkını desteklerken, hastanelerin korunması konusunda daha fazla çaba gösterilmesi çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği ise ateşkes çağrılarını yineliyor. Bu tablo, savaşta sağlık tesislerinin korunmasının sadece bölgesel değil, küresel insani güvenlik meselesi olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze'deki hastanelere yönelik saldırılarını sert bir dille kınamış ve bu durumu insanlık suçu olarak nitelendirmiştir. Türk hükümeti, uluslararası topluma bu saldırıların durdurulması çağrısında bulunurken, insani yardım koridorlarının açılması için aktif diplomatik girişimler yürütmektedir. Türkiye'nin bu tutumu, hem bölgesel liderlik rolünü pekiştirmekte hem de Filistin davasına verdiği geleneksel desteği yeniden vurgulamaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin sağlık diplomasisi alanındaki deneyimi, savaş bölgelerinde sağlık altyapısının korunmasına yönelik uluslararası standartların geliştirilmesinde önemli bir katkı sağlayabilir.