İsrail Savunma Kuvvetleri, 20 Kasım 2024 tarihinde Lübnan'ın güneyinde yer alan bir dizi kasaba ve köye hava saldırıları düzenledi. Saldırıların, Hizbullah'a ait olduğu belirtilen askeri altyapı ve silah depolarını hedef aldığı ifade edilirken, yerel kaynaklar en az 12 sivilin hayatını kaybettiğini ve 40'tan fazla kişinin yaralandığını bildirdi. Saldırıların vurduğu bölgeler arasında Bint Jbeil, Tayr Harfa ve Marjayoun gibi yerleşim yerleri bulunuyor. Bölgede bulunan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları, saldırılar sonrası ateşkes hatlarında gerginliğin arttığını duyurdu.
Gelişmenin arka planı
İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmalar, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından Lübnan sınırına da sıçramıştı. O tarihten bu yana İsrail, Lübnan'ın güneyine yüzlerce hava saldırısı düzenlerken, Hizbullah da İsrail'in kuzeyindeki yerleşimlere roket ve füzelerle karşılık veriyor. Bugünkü saldırılar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 'Hizbullah'ı sınırdan püskürtmek için her türlü önlemi alacağız' açıklamasının ardından geldi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, bugüne kadar çatışmalarda 350'den fazla kişinin öldüğünü, bunların çoğunun sivil olduğunu belirtti. Öte yandan İsrail, 80 bin vatandaşının kuzeydeki yerleşimlerden tahliye edildiğini açıkladı.
Saldırıların hedef aldığı bölgelerde yaşayan halk, büyük bir panik içinde evlerini terk ederken, Beyrut'a doğru bir göç dalgası yaşanıyor. Lübnan'ın ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde gelen bu yeni şiddet dalgası, ülkeyi daha da derin bir krizin içine sürüklüyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, 'sivillerin korunması için taraflara uluslararası insancıl hukuka uymaları çağrısında bulundu.'
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalar, sadece iki ülke arasında değil, bölgesel bir kriz haline gelme potansiyeli taşıyor. İran'ın desteklediği Hizbullah, Lübnan devletinden bağımsız bir silahlı güç olarak hareket ederken, İsrail de ABD'den aldığı askeri destekle hareket kabiliyetini artırıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, son saldırıların ardından 'İsrail'in kendini savunma hakkını destekliyoruz' açıklaması yaparken, Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil bir toplantı düzenleme kararı alırken, Lübnan Başbakanı Necip Mikati, uluslararası topluma 'saldırıların durdurulması için müdahale' çağrısı yaptı. Rusya ise çatışmanın 'bölgesel bir savaşa dönüşmesinden endişe duyduğunu' bildirdi.
Ortadoğu'da artan tansiyon, küresel enerji fiyatlarını da etkiliyor. Brent petrol fiyatları, saldırı haberlerinin ardından varil başına 3 dolar artışla 85 doların üzerine çıktı. Uzmanlar, çatışmanın genişlemesi halinde petrol fiyatlarının daha da yükselebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, enerji ithalatçısı ülkeler için ciddi bir ekonomik risk oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik saldırıları, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve güvenlik politikaları açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, gerek Lübnan'daki Sünni toplumla olan tarihsel bağları gerekse Akdeniz'deki enerji güvenliği çıkarları nedeniyle bu çatışmanın genişlemesinden endişe duyuyor. Ayrıca, İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atan Ankara, çatışmanın derinleşmesi halinde bu sürecin sekteye uğrayabileceği bir denklemle karşı karşıya. Türkiye, hem diplomatik girişimleri hem de insani yardım kanallarını kullanarak tansiyonun düşürülmesine katkı sunmayı hedefliyor. Ancak, Ankara'nın Hizbullah'ı terör örgütü olarak görmemesi nedeniyle İsrail ile olası bir arabuluculuk rolü sınırlı kalabilir. Bölgede artan gerilim, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini ve Mavi Vatan doktrinini de dolaylı olarak etkileyebilir.