İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da düzenlediği gece baskınlarında en az 30 Filistinliyi gözaltına aldı. Aynı gün, bölgedeki Yahudi yerleşimciler zeytin hasadı yapan Filistinli çiftçilere ve uluslararası gönüllülere saldırdı. Olaylar, Filistin topraklarında artan gerilimin son halkası olarak kaydedildi.
Gözaltılar ve Saldırılar: Batı Şeria'da Gerginlik Tırmanıyor
Filistinli kaynaklara göre İsrail ordusu, Ramallah, Nablus, El-Halil ve Cenin kentlerinde eş zamanlı baskınlar düzenledi. Gözaltına alınanlar arasında eski mahkumlar ve öğrenciler de bulunuyor. İsrail ordusu operasyonların "terörle mücadele" kapsamında yapıldığını öne sürerken, Filistin Esirler Cemiyeti gözaltıların keyfi olduğunu belirtti.
Öte yandan, Nablus yakınlarındaki Kusra ve Burin köylerinde zeytin toplayan Filistinli aileler, silahlı yerleşimcilerin saldırısına uğradı. Görgü tanıkları, yerleşimcilerin taş ve sopalarla saldırdığını, hasat ekipmanlarına zarar verdiğini ve bazı çiftçileri yaraladığını aktardı. İsrail güçlerinin saldırı sırasında müdahale etmediği, hatta bazı durumlarda yerleşimcilere koruma sağladığı iddia edildi. Uluslararası gözlemciler ve İsrailli insan hakları örgütleri (B'Tselem gibi) son yıllarda yerleşimci şiddetinin sistematik hale geldiğini ve cezasız kaldığını rapor ediyor.
Zeytin Hasadı: Ekonomik ve Kültürel Bir Direniş Biçimi
Zeytin hasadı, Filistin ekonomisi ve kültürel kimliği için hayati önem taşıyor. Batı Şeria'daki tarım arazilerinin büyük bölümü zeytinliklerden oluşuyor ve yaklaşık 100 bin aile geçimini zeytincilikten sağlıyor. Ancak İsrail'in kontrolündeki C Bölgesi'nde (Batı Şeria'nın yüzde 60'ı) çiftçiler hasat için izin almak zorunda; izinler sıklıkla reddediliyor veya kısıtlanıyor. Yerleşimcilerin saldırıları da hasadı fiziksel olarak engelliyor. Bu durum, Filistinlilerin topraklarına bağlılığını simgeleyen zeytin ağaçlarının kesilmesiyle birleşince, ekonomik kaybın yanı sıra kültürel bir yıkım da yaşanıyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşimci şiddetine karşı etkili önlem almamasını eleştiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, son raporunda yerleşimci saldırılarının 2023'te rekor seviyeye ulaştığını ve İsrail güçlerinin bu saldırılarda "tarafsız kalmadığını" vurguladı. Avrupa Birliği ve ABD, zaman zaman açıklamalarla endişelerini dile getirse de somut yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. İsrail hükümeti ise yerleşimci şiddetini "aşırılık yanlısı bir azınlığın eylemi" olarak tanımlıyor ve güvenlik güçlerinin olayları soruşturduğunu belirtiyor. Ancak Filistinliler ve insan hakları grupları, soruşturmaların çoğunun sonuçsuz kaldığını söylüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Batı Şeria'daki bu son olaylar, İsrail-Filistin çatışmasının dondurulmuş bir ihtilaf olmadığını, aksine her geçen gün daha da ısındığını gösteriyor. 2023'teki Gazze savaşının ardından Batı Şeria'da da tansiyon yüksek. İsrail'in askeri operasyonları ve yerleşimci saldırıları, Filistin yönetimini zayıflatırken, Hamas gibi radikal grupların halk desteğini artırmasına yol açıyor. Bu durum, iki devletli çözüm umutlarını daha da azaltıyor.
Bölgesel aktörler açısından Ürdün, Batı Şeria'daki gelişmeleri yakından izliyor; zira Ürdün, 1994'ten bu yana Batı Şeria'daki kutsal mekanların koruyucusu olarak kabul ediliyor ve Filistinli mültecilere ev sahipliği yapıyor. Mısır ve Katar gibi arabulucu ülkeler, ateşkes ve insani yardım çabalarını sürdürüyor. ABD yönetimi ise İsrail'e desteğini sürdürürken, yerleşimci şiddeti konusunda zaman zaman eleştiri getiriyor. Ancak bu eleştiriler, İsrail'in politikalarını değiştirmeye yetmiyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) soruşturması, İsrail'in Batı Şeria'daki eylemlerini savaş suçu kapsamında inceleyebilir. UCM savcısı, yerleşimci şiddetini ve zorla yerinden etmeyi araştırdığını açıklamıştı. İsrail, UCM'nin yargı yetkisini tanımadığını beyan ediyor. Yine de bu soruşturma, uluslararası hukuk açısından İsrail üzerinde baskı oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, Batı Şeria'daki bu gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail'in yerleşimci şiddeti ve gözaltı politikası, Türkiye'nin bölgedeki insan hakları ihlallerine yönelik eleştirilerini haklı çıkarıyor. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edecektir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki gerilim ve İsrail ile normalleşme süreci, Türk dış politikası açısından dengeli bir tutum gerektiriyor. Batı Şeria'daki istikrarsızlık, bölgesel güvenliği tehdit ederek Türkiye'nin güney komşularındaki durumu da etkileyebilir.