İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Suriye'nin güneybatısındaki Dera iline yönelik kara operasyonlarını derinleştiriyor. Middle East Eye'ın aktardığına göre, İsrail birlikleri Dera'nın kırsal kesimlerinde daha önce kontrol altına almadıkları noktalara ilerlerken, bölgedeki yerel kaynaklar bu hamlenin 1974 tarihli Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması'nı ihlal ettiğini ve Suriye'nin egemenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Bu gelişme, yaklaşık iki aydır devam eden ve İsrail'in Suriye topraklarına yönelik en kapsamlı kara harekâtlarından biri olarak nitelendirilen askeri faaliyetlerin bir parçası olarak kaydediliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail'in Dera'ya yönelik ilerleyişi, Suriye'deki iç savaşın seyrindeki son değişimlerin ardından geldi. 8 Aralık 2024'te Beşar Esad rejiminin çökmesi ve ardından Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki muhalif güçlerin Şam'ı ele geçirmesiyle birlikte, İsrail Suriye'nin güneyinde bir güvenlik tampon bölgesi oluşturma iddiasıyla harekete geçti. İsrail ordusu, BM'nin 1974'te oluşturduğu tampon bölgenin yanı sıra, bu bölgenin doğusunda yer alan ve daha önce Suriye ordusunun kontrolünde olan bazı stratejik noktaları da ele geçirdiğini duyurdu. Bu kapsamda, Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki zirvesi ve Kuneytra ilindeki bazı mevziler İsrail kontrolüne geçti. Son olarak, İsrail birliklerinin Dera ilinin batı kırsalındaki köylere doğru ilerlediği bildiriliyor.
Dera, 2011'de Arap Baharı'nın Suriye'ye yansımasıyla birlikte hükümet karşıtı gösterilerin başladığı ve ülke genelindeki çatışmaların fitilinin ateşlendiği kent olarak biliniyor. 'Devrimin beşiği' olarak anılan Dera, iç savaş boyunca rejim güçleri ile muhalifler arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu. 2018'de Rusya ve Ürdün'ün arabuluculuğuyla yapılan anlaşma sonucunda büyük ölçüde rejim kontrolüne geçen kent, son dönemde HTŞ'nin ilerleyişiyle yeniden çatışma alanı haline geldi. İsrail'in bu bölgeye yönelik kara harekâtı, Esad sonrası dönemde Suriye'nin güneyinde oluşan güç boşluğundan yararlanma amacı taşıdığı yorumlarına neden oluyor.
İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamalarda, İran destekli grupların ve Hizbullah'ın Suriye'de yeniden konuşlanmasını engellemek için gerekli önlemleri alacaklarını belirtmişti. Özellikle HTŞ öncülüğündeki yeni yönetimin yapısı ve muhalif gruplar arasındaki ilişkilerin belirsizliği İsrail'i endişelendiriyor. İsrail ayrıca, Suriye'deki kimyasal silah stoklarının muhalif grupların eline geçmesini önlemek için hava saldırıları düzenlediğini açıkladı. Bu çerçevede Dera'daki kara operasyonları, İsrail'in güney Suriye'de kalıcı bir askeri varlık oluşturma hedefinin parçası olarak görülüyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İsrail'in Dera'daki ilerleyişi, sadece Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de derinden etkiliyor. Suriye'nin yeni yönetimi, uluslararası toplumdan desteğini isterken, ülkenin güney bölgelerinde artan İsrail varlığı bu çabaları zayıflatıyor. HTŞ lideri Ahmed el-Şaraa (Ebu Muhammed el-Culani), yaptığı açıklamada İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının devam etmesinin bölgede yeni bir çatışma dalgası yaratabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, İsrail'in bu hamleleri, Amman'ı da yakından ilgilendiriyor. Ürdün, uzun yıllardır Suriye ile sınır komşusu olmanın getirdiği güvenlik endişeleriyle mücadele ediyor. İsrail'in Dera bölgesinde kontrolü ele geçirmesi, Ürdün'ün kuzey sınırında yeni bir krize yol açabilir.
Ayrıca, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı da bu gelişmeden etkilenen unsurlar arasında. Moskova, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'deki askeri üslerinin geleceği konusunda belirsizlik yaşarken, İsrail'in güneydeki ilerleyişi Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu daha da zayıflatabilir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İsrail'in Suriye'deki eylemlerini 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi ve bu durumun bölgesel istikrarı bozduğunu söyledi. ABD ise, İsrail'in güvenlik kaygılarını anladığını ancak Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurgulayan açıklamalar yaptı. Washington'un bu ikircikli tutumu, bölgede yeni bir gerilim hattının oluşmasına zemin hazırlıyor.
Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği'nden İsrail'in Suriye'deki ilerleyişine yönelik kınama mesajları geldi. BM Genel Sekreteri António Guterres, 1974 tarihli anlaşmaya taraf olan tüm ülkeleri bu anlaşmaya uymaya çağırdı ve ateşkes hattında tansiyonun düşürülmesi gerektiğini belirtti. Ancak İsrail'in bu çağrılara rağmen askeri operasyonlarını sürdüreceği sinyalini vermesi, uluslararası hukukun askıya alındığı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bölgedeki gelişmeler, Suriye'nin geleceğinin yanı sıra Ortadoğu'daki güç mücadelesinin de ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Suriye'nin güneyinde ilerlemesi, Türkiye'nin Suriye politikasını doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunması gerektiğini savunurken, İsrail'in bu hamlesi Türkiye'nin tezleriyle çelişiyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'nin varlığına karşı mücadele ederken, güneyde İsrail'in kontrolü ele geçirmesi, Suriye'nin parçalanması riskini artırarak Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, bu durum sığınmacıların geri dönüşünü zorlaştırabilir ve bölgede yeni bir istikrarsızlık kaynağı yaratabilir. Türkiye'nin, Suriye'nin yeni yönetimiyle ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı bir dönemde, İsrail'in güneydeki faaliyetleri Ankara'nın bölgesel politikasını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye'nin, uluslararası toplumla birlikte İsrail'in Suriye'deki işgal girişimlerine karşı daha güçlü bir duruş sergilemesi beklenebilir.