İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği gece bombardımanında, yerel yetkililere göre en az sekiz kişi hayatını kaybetti. Saldırıların, aralarında sivil konutların da bulunduğu birçok binayı hedef aldığı belirtildi. Pazar günü yapılan açıklamada, İsrail savaş uçaklarının gece boyunca farklı noktalara düzenlediği hava saldırılarında ölü sayısının sekize yükseldiği kaydedildi. Bu gelişme, Hamas'ın savaşı sona erdirme konusunda en son anlaşma teklifine onay verdiğini açıklamasının hemen ardından geldi. İsrail'in ise anlaşmayı henüz resmi olarak kabul etmediği ve operasyonlarına devam ettiği bildiriliyor.
Gece Saldırıları Filistinli Aileleri Hedef Aldı
Pazar günü yerel saatle sabahın erken saatlerinde başlayan saldırılarda, Gazze'nin orta ve güney kesimlerindeki yerleşim bölgelerinin vurulduğu aktarıldı. İlk belirlemelere göre, Deyr el-Belah ve Han Yunus kentlerinde bazı apartmanların tamamen yıkıldığı, enkaz altında kalanların olduğu bildirildi. Sivil savunma ekipleri, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve can kaybının artabileceğini duyurdu. Görgü tanıkları, saldırılar sırasında şiddetli patlama seslerinin duyulduğunu ve bölgede büyük panik yaşandığını ifade etti.
İsrail ordusu tarafından yapılan kısa açıklamada, Hamas'ın silahlı kanadına ait hedeflere yönelik "hassas operasyonlar" düzenlendiği savunuldu. Ancak Filistinli yetkililer, ölenlerin çoğunun kadın ve çocuk olduğunu öne sürdü. Hamas Sözcüsü Hazem Kasım, "Bu saldırılar, işgalcinin ateşkes iradesinin olmadığını gösteriyor" diyerek İsrail'i anlaşmayı sabote etmekle suçladı.
Hamas'ın Cumartesi günü Mısır ve Katar arabuluculuğunda hazırlanan ateşkes ve esir takası anlaşmasına onay verdiğini açıklaması, bölgede kısa süreli bir umut yaratmıştı. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, teklifin "koşulları karşılamadığı" ve askeri operasyonların süreceği belirtilmişti. Cumartesi günü de İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda yedi kişinin öldüğü bildirilmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ateşkes Çabaları ve Artan Gerilim
Bu son saldırılar, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarını yinelediği bir dönemde yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, daha önce yaptığı açıklamada, "Bu çatışmanın bedeli artık dayanılmaz boyutlara ulaştı" ifadelerini kullanmış ve ivedilikle ateşkes ilan edilmesini istemişti. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise son olarak bölgeye yaptığı ziyarette, Hamas ile İsrail arasında bir mutabakatın sağlanması için yoğun diplomasi yürütüyor.
Öte yandan, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde, esir takası ve kalıcı ateşkes konularında önemli ilerlemeler kaydedildiği belirtiliyor. Ancak İsrail'in Refah kentine yönelik kara operasyonu tehdidi, müzakerelerin üzerinde bir gölge olmaya devam ediyor. İsrail ordusu, Refah'a yönelik saldırı hazırlıklarını sürdürdüğünü ve bu operasyonun "Hamas'ın son kalelerini yok edeceğini" iddia ediyor. Bu durum, bölgede insani felaketin daha da derinleşeceğine yönelik endişeleri artırıyor.
Filistin tarafı, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini dile getirirken, İsrail ise Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından kendini savunma hakkını kullandığını savunuyor. Çatışmanın bölgeye yansımaları ise giderek artıyor: Lübnan sınırında Hizbullah ile yaşanan çatışmalar, Kızıldeniz'de Yemen'deki Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran ile İsrail arasındaki doğrudan gerginlik, bölgesel bir savaş riskini gündemde tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakından izlediği ve insani yardım çalışmalarını sürdürdüğü Gazze'de ateşkes umutlarını zayıflatıyor. Türkiye, başından bu yana kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Hamas'ın anlaşmaya onay vermesine rağmen İsrail'in saldırılarını sürdürmesi, Ankara'nın "İsrail'in samimiyetsizliği" yönündeki değerlendirmelerini güçlendiriyor. Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimleri ve Katar ile koordineli çabaları, taraflar arasında köprü kurmayı hedefliyor. Ancak sivil kayıpların artması, Türk kamuoyunda tepkiye yol açarken, Ankara'nın İsrail'e yönelik eleştirilerini daha da sertleştirebilir. Ayrıca, bu durumun Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve bölgesel istikrar üzerindeki olumsuz etkileri, Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştiriyor.