Birleşmiş Milletler Sözcüsü Stephane Dujarric, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada nihai çözüm olarak Gazze Şeridi'nin yüzde 100'ünün Filistin halkına ait olması gerektiğini belirtti. Dujarric, İsrail'in 'sarı çizgi' olarak adlandırılan bölgeden çekilmesi çağrılarını yineledi. Ancak bu açıklamalar, BM'nin Filistin sorunundaki tarihsel rolünü ve sömürgeci geçmişini sorgulayan eleştirileri gündeme getiriyor. BM, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları ve yerleşim politikaları karşısında etkisiz kalmakla suçlanıyor.
BM'nin sömürgeci geçmişi ve Filistin sorunu
BM'nin 1947'de aldığı 181 sayılı taksim kararı, Filistin topraklarının bölünmesine ve İsrail devletinin kurulmasına zemin hazırladı. Bu karar, BM'nin sömürgeci güçlerin mirasını devraldığını gösterdi. O tarihten bu yana BM, İsrail'i kınayan birçok karar alsa da bu kararların bağlayıcılığı sınırlı kaldı. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve ablukası, BM Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisi nedeniyle etkili bir şekilde durdurulamıyor. ABD'nin İsrail'i koruyan tutumu, BM'nin Filistin halkına karşı sorumluluklarını yerine getirmesini engelliyor.
BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in ihlallerini raporlasa da bu raporlar genellikle siyasi bir araç olarak kullanılıyor. Dujarric'in açıklamaları, BM'nin prensipte Filistin halkının haklarını desteklediğini gösterse de pratikte bu söylemlerin kâğıt üzerinde kaldığı eleştirileri yapılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İsrail-Gazze krizi
İsrail'in Gazze'ye yönelik son operasyonları, binlerce sivilin ölümüne ve büyük bir insani krize yol açtı. İsrail ordusu, Hamas'ın saldırılarına misilleme olarak başlattığı hava saldırıları ve kara harekatıyla Gazze'nin büyük bölümünü harabeye çevirdi. Uluslararası toplum, ateşkes çağrıları yaparken BM, insani yardım ulaştırma konusunda yetersiz kalıyor. Mısır, Katar gibi ülkeler arabuluculuk çabalarında öne çıkarken ABD'nin İsrail'e askeri desteği devam ediyor. İran ve Hizbullah ise Filistin direnişine destek veriyor.
BM'nin sömürgeci suç ortaklığı tartışması, sadece Filistin özelinde değil, küresel anlamda da BM'nin reform ihtiyacını gündeme getiriyor. Güvenlik Konseyi'nin yapısı, beş daimi üyenin veto hakkı, uluslararası hukukun eşit uygulanmasını engelliyor. Bu bağlamda, BM'nin sömürgeci geçmişi ve günümüzdeki siyasi çıkmazı, birçok ülke tarafından eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını her zaman desteklemiş ve İsrail'in saldırılarını kınamıştır. BM'nin etkisiz kalması, Türkiye'nin bölgede daha aktif bir rol üstlenmesine neden olmaktadır. Ankara, hem Filistin yönetimi hem de Hamas ile diyalog yürüterek ateşkes çabalarına katkı sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye ayrıca, BM reformu çağrılarını desteklemekte ve Güvenlik Konseyi'nin daha adil bir temsile kavuşması gerektiğini savunmaktadır. İsrail-Gazze krizi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Mısır ile ilişkileri bağlamında da önem taşımaktadır. Türkiye, insani yardım koridoru oluşturma girişimleriyle bölgedeki nüfuzunu pekiştirmeye çalışmaktadır.