Orta Doğu Gözlemevi'nin (Middle East Eye) kapsamlı araştırmasına göre, İsrail ordusunun Gazze'deki El-Ehli Arap Hastanesi'ne yönelik saldırısı, uluslararası hukuk açısından savaş suçu teşkil edebilecek nitelikte. İddiaya göre İsrail güçleri, 17 Ekim 2023'te hastane bahçesinde yüzlerce kişinin ölümüne yol açan ilk saldırının ardından, kurtarma ekipleri ve gazetecileri hedef alan ikinci bir saldırı düzenledi. Araştırma raporunda, bu türden çifte saldırıların (double-tap) savaş suçu oluşturduğu vurgulanıyor.
Gelişmenin arka planı
Orta Doğu Gözlemevi'nin araştırma ekibi, olay yerinden toplanan görgü tanığı ifadeleri, uydu görüntüleri, sosyal medya paylaşımları ve sağlık kayıtlarını inceledi. Rapora göre, ilk saldırıda hastane bahçesinde yaklaşık 500 kişi öldü. Ardından, saatler sonra hastane bölgesine gelen kurtarma ekiplerine ve orada toplanan sivillere yönelik ikinci bir hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırıda en az 70 kişi daha hayatını kaybetti. İsrail ordusu, ilk saldırının Filistinli İslami Cihad'a ait bir roketin yanlışlıkla isabet etmesi sonucu meydana geldiğini açıklamıştı. Ancak araştırmacılar, bu iddiayı çürütecek kanıtlara ulaştıklarını belirtiyor.
Raporda ayrıca, İsrail'in Gazze'deki hastanelere yönelik saldırılarının sistematik bir stratejiye işaret ettiği savunuluyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de 30'dan fazla hastane doğrudan hedef alındı veya hasar gördü. Bu durum, sadece altyapıyı değil, aynı zamanda bölgedeki sağlık sisteminin çökmesine yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü, Gazze'de 15 hastaneden yalnızca üçünün kısmen işlevsel olduğunu bildirdi.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), hastanelere yönelik saldırılarını, Hamas'ın tünellerini ve askeri noktalarını hastanelerin altında konuşlandırdığı iddiasına dayandırıyor. Ancak Orta Doğu Gözlemevi raporu, hastane saldırılarının orantısız ve ayrım gözetmeyen nitelikte olduğunu, bu nedenle savaş hukukuna aykırı olduğunu belirtiyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) başsavcısı Karim Khan, Gazze'de savaş suçu iddialarını soruşturduğunu duyurdu. Bu soruşturmanın sonuçlanması, bölgede adalet arayışı açısından kritik önem taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, Orta Doğu'daki çatışmaların seyrini etkileyebilecek potansiyele sahip. İsrail'in uluslararası toplumdaki imajını daha da zedeleyen bu iddialar, giderek artan sayıda ülkenin İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmasına neden oldu. Yeni Zelanda ve Almanya gibi bazı Batılı ülkeler, Filistin devletini tanıyabileceklerini açıkladı. Bu, İsrail'in diplomatik izolasyonunu derinleştirebilir.
Ayrıca, çifte saldırı yönteminin vahşeti, küresel kamuoyunda büyük tepki çekti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin hazırladığı bir rapor, İsrail'in savaş yasalarına uymadığını ve Filistinlilere yönelik 'imha' eylemlerinde bulunduğunu öne sürdü. Bu tür raporlar, İsrail'e yönelik silah ambargosu çağrılarını güçlendiriyor. Ancak İsrail'in en güçlü müttefiki olan ABD, raporları 'tek taraflı' olarak nitelendirip reddediyor.
Öte yandan, İran ve Hizbullah'ın da içinde olduğu İsrail karşıtı ittifak, bu olayları İsrail'e karşı meşruiyet aracı olarak kullanıyor. Bölgesel güç dengeleri değişirken, Lübnan sınırındaki çatışmalar kısmi bir tırmanma gösterdi. Gazze'deki hasta ve yaralıların ölümü, özellikle Müslüman dünyada infial yarattı ve birçok ülkede protestolara neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, baştan beri Gazze'deki saldırıları savaş suçu olarak nitelendiriyor ve uluslararası hukukun işletilmesini istiyor. Bu gelişme, Türkiye'nin tezlerini güçlendiriyor ve diplomatik girişimlerine destek sağlıyor. Cumhurbaşkanı Erdogan, İsrail'in uluslararası ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğini defalarca vurguladı. Türkiye, ayrıca Filistinli gruplarla diyaloğunu sürdürüyor ve insani yardım koridorlarını açık tutmak için çaba gösteriyor. Bu nedenle, bu rapor Türkiye'nin bölgedeki aktif politikasını meşrulaştıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Türkiye kamuoyunun Filistin davasına duyarlılığı, bu tür haberlerin iç politikada da yankı bulacağını gösteriyor.