İsrail'de yayımlanan önde gelen gazetelerden biri, Türkiye'nin Ortadoğu'daki artan nüfuzunun İran'dan daha büyük bir stratejik tehdit oluşturduğunu öne sürdü. Haberde, Ankara'nın son yıllarda izlediği dış politika hamleleri, askeri müdahaleler ve Filistin meselesindeki söylemi, İsrail'in ulusal güvenliği açısından ciddi bir endişe kaynağı olarak değerlendiriliyor. Gazetenin analizine göre, Türkiye'nin hem askeri kapasitesi hem de bölgesel ittifakları, İran'ın nükleer programından daha karmaşık ve öngörülemez bir meydan okuma yaratıyor.
Arka plan: Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir kırılma mı?
İsrail basınındaki bu çarpıcı iddia, iki ülke arasında son yıllarda gerginleşen ilişkilerin bir yansıması olarak okunabilir. 2010 yılındaki Mavi Marmara baskınından bu yana inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye-İsrail ilişkileri, 2022'de büyükelçi atamalarıyla normalleşme sinyali vermiş olsa da, Gazze savaşı sonrası yeniden gerilim tırmanmıştı. Türkiye, İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarını sert dille eleştirirken; İsrail ise Ankara'nın Hamas ile olan bağlarını tehdit olarak algılıyor. Gazetede yer alan değerlendirmelerde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri, Libya ve Suriye'deki varlığı ile Katar ve diğer Körfez ülkeleriyle kurduğu ittifakların, İsrail'in bölgesel manevra alanını daralttığı belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Türkiye'nin yükselen profili
İsrail gazetesinin iddiası, aslında Batılı istihbarat çevrelerinde uzun süredir tartışılan bir konuyu gündeme taşıyor. İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri üzerinden yarattığı tehdit, İsrail için hâlâ en öncelikli güvenlik sorunu olarak görülse de; Türkiye'nin daha geniş bir yelpazede faaliyet göstermesi, onu daha kapsamlı bir rakip haline getiriyor. Ankara, hem NATO üyesi hem de bağımsız askeri harekat kapasitesine sahip bir güç olarak, İsrail'in ittifak hesaplarını zorluyor. Aynı zamanda Türkiye'nin Rusya ile dengeli ilişkileri, Çin ile artan ticareti ve Afrika'da yaygınlaşan askeri varlığı, onu yalnızca bölgesel değil, küresel bir aktör olarak konumlandırıyor. İsrail'in bu noktada endişelenmesinin bir diğer nedeni de, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin İslam dünyasında geniş yankı bulması ve İsrail'in meşruiyetini sorgulatan bir söylem geliştirmesi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, Türk dış politikasının İsrail tarafından nasıl algılandığını göstermesi bakımından önemlidir. Ankara, İsrail'in bu tür iddialarını genellikle abartılı ve düşmanca bir propaganda olarak değerlendirse de, bu algı Türkiye'nin bölgesel yükselişinin bir yansımasıdır. Türkiye, kendi ulusal çıkarlarını korumak ve Filistin halkının haklarını savunmak için izlediği politikaların, başka ülkeler tarafından tehdit olarak görülmesini beklenen bir sonuç olarak değerlendirmelidir. Ancak bu durum, Türkiye'nin İsrail ile ticaret ve enerji işbirliği gibi alanlardaki çıkarlarını da zedeleyebilir. Ankara, söylemini sertleştirmeden önce, bölgesel güvenlik dengelerini ve ekonomik maliyetleri dikkatle hesaplamalıdır. Özellikle Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı ve ABD ile ilişkiler bağlamında, bu tür algılar Türkiye'nin elini zayıflatabilir.