İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria'da 70'ten fazla tarihi ve arkeolojik alanı ele geçirmek amacıyla yaklaşık 37 milyon dolarlık (yaklaşık 1 milyar 110 milyon TL) bir bütçe onayladı. Bu adım, İsrail'in bölgedeki kontrolünü güçlendirme ve Filistin topraklarındaki varlığını kalıcılaştırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Karar, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen, İsrail'in işgal politikalarını sürdürme konusundaki kararlılığını gösteriyor. Söz konusu fonun, özellikle tarihi ve dini açıdan önem taşıyan mekânların yanı sıra, stratejik konumdaki arazilerin kontrolünü sağlamak için kullanılacağı belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail hükümeti, sivil yerleşim birimlerini genişletmek ve bölgedeki kontrolünü artırmak amacıyla son yıllarda çok sayıda yasa ve bütçe kararı alıyor. Bu kapsamda, sivil yönetim birimi tarafından yürütülen bir programla, Batı Şeria'daki arkeolojik ve tarihi sit alanlarının "yeniden düzenlenmesi" hedefleniyor. İsrail, bu alanların turizm ve eğitim amaçlı kullanılacağını öne sürerken, Filistinliler ve uluslararası toplum bu hamleyi toprak ilhakı olarak nitelendiriyor.
Son onaylanan bütçe, İsrail'in 2025 mali yılı için planlanan çalışmalarını kapsıyor. Proje kapsamında, Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde yer alan ve çoğu tarihi kalıntılar içeren 70'ten fazla alanın "devlet mülkiyetine" geçirilmesi ve bu alanlarda kazı, koruma ve ziyaretçi düzenlemeleri yapılması öngörülüyor. İsrail'in bu hamlesi, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere birçok ülke tarafından kınandı. BM, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yaptığı bu tür uygulamaların uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu ve iki devletli çözümü baltaladığını vurguluyor.
Filistin tarafı ise bu kararın, İsrail'in işgal politikasının bir parçası olduğunu ve barış sürecine onarılmaz zarar verdiğini belirtiyor. Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Bu, İsrail'in sömürgeci politikalarının ve toprak hırsızlığının devamıdır. Uluslararası toplum derhal müdahale etmeli ve İsrail'i bu karardan vazgeçirmelidir" denildi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in bu hamlesi, sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, aynı zamanda tüm Orta Doğu bölgesinde yeni bir gerginlik dalgası yaratma potansiyeli taşıyor. Özellikle Ramazan ayının yaklaştığı şu dönemde, bu tür adımların Kudüs ve Mescid-i Aksa bölgesinde ibadet özgürlüğüne müdahale olarak algılanması, bölgede büyük bir tepkiye yol açabilir. İsrail'in bu politikası, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği tarafından da sert dille kınandı. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Aboul Gheit, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu karar, uluslararası mutabakatları ve BM kararlarını hiçe saymaktır. Bölgede ciddi bir istikrarsızlığa neden olacaktır" ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplumun tepkisi ise kararın açıklanmasının ardından gecikmedi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "AB, İsrail'in bu tek taraflı adımlarını şiddetle kınıyor. Bu tür eylemler, iki devletli çözümü imkânsız hale getirmektedir" dedi. ABD yönetimi ise geleneksel olarak İsrail'e yakın durmasına rağmen, bu kararın barış sürecine zarar vereceği endişesini dile getirdi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "İsrail'in güvenliği ve Filistinlilerin meşru hakları arasında denge sağlanması gerektiği" vurgulandı.
İsrail'deki muhalefet partileri de hükümetin bu kararını eleştirdi. Barış görüşmelerini destekleyen İşçi Partisi milletvekilleri, hükümetin Filistinlilerle müzakere masasına dönmesi gerektiğini savunurken, aşırı sağcı partiler kararı memnuniyetle karşıladı. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümeti, bu tür adımların ülkenin güvenliğini ve tarihi mirasını koruması açısından gerekli olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır Filistin davasının en güçlü destekçilerinden biri olmuştur. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileyecek niteliktedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İsrail'in bu tür tek taraflı adımlarını daha önce de sert dille kınamıştır. Bu hamle, Türkiye'nin İsrail ile olan ilişkilerinde yeni bir gerilim yaratabilir; özellikle de iki ülke arasında son yıllarda normalleşme çabaları devam ederken. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in yanında yer alarak, İsrail'in bu tür yasa dışı uygulamalarının durdurulması için girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik her türlü girişim, Türkiye'nin hem resmi hem de toplumsal düzeyde büyük tepkisine yol açacaktır. Bu olay, Türkiye'nin Filistin davasındaki kararlılığını devam ettirme ve bölgesel aktörlerle iş birliği yaparak İsrail'e karşı uluslararası kamuoyu oluşturma çabalarını artırabilir.