Gazze Şeridi'nde 15 yaşındaki bir balıkçı çocuğun, İsrail güçleri tarafından denizde vurularak öldürülmesi anına ait görüntüler ortaya çıktı. Muhammed Ebu Cab adlı genç, Deyr el-Belah kenti açıklarında teknesiyle balık avlarken İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Olay, 2024 yılının Ekim ayında meydana gelirken, sosyal medyada yayılan görüntüler uluslararası toplumda infial yarattı. Görüntülerde, genç balıkçının teknesine yaklaşan bir İsrail savaş gemisinden ateş açıldığı ve ardından Muhammed'in suya düştüğü görülüyor.
Gelişmenin arka planı: Gazze'de balıkçılık yasağı ve insani kriz
Gazze Şeridi, 2007'den bu yana İsrail'in sıkı ablukası altında. Bu abluka, balıkçılık faaliyetlerini de ciddi şekilde kısıtlıyor. Oslo Anlaşmaları'na göre Gazze kıyılarında 20 deniz miline kadar balıkçılık yapılmasına izin verilmesi gerekirken, İsrail bu sınırı fiilen 3 ila 6 deniz miline indirmiş durumda. Sınırı aşan balıkçılar, İsrail donanması tarafından ateş açmaya varan sert müdahalelere maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, bu müdahalelerin orantısız güç kullanımı olduğunu ve sivil balıkçıları hedef aldığını defalarca raporladı. Muhammed Ebu Cab'ın ölümü, bu raporların bir kez daha doğrulanması anlamına geliyor.
Filistinli kaynaklara göre, Muhammed ailesinin geçimini sağlamak için babasıyla birlikte balığa çıkmıştı. İsrail askerleri, herhangi bir uyarı yapmadan doğrudan ateş açtı. Görgü tanıkları, gencin vurulduktan sonra denizde çırpındığını, ancak İsrail güçlerinin kurtarma çalışmasına izin vermediğini iddia ediyor. İsrail ordusu ise olayla ilgili yaptığı açıklamada, "balıkçıların güvenlik bölgesine girdiği" ve "uyarı ateşi" yapıldığı savunmasında bulundu. Ancak video kaydı, bu iddiayı çürütür nitelikte.
Gazze'nin balıkçılık sektörü, abluka nedeniyle büyük darbe almış durumda. Bölgedeki balıkçı teknelerinin sayısı yıllar içinde azalırken, yakalanan balık miktarı da düşüş gösterdi. Ekonomik kriz ve işsizlik, balıkçı ailelerini zor durumda bırakıyor. Bu tür ölümler, Gazze halkının geçim kaynaklarına yönelik sistematik bir baskının parçası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası hukuk ihlalleri ve tepkiler
Muhammed Ebu Cab'ın öldürülmesi, uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak yorumlanıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi, benzer olaylarla ilgili daha önce soruşturma başlatmıştı. Ancak İsrail, bu soruşturmaları tanımadığını ve işbirliği yapmayacağını açıklamıştı. Olayın ardından başta Human Rights Watch ve Amnesty International olmak üzere insan hakları örgütleri, İsrail'e yönelik sert eleştirilerde bulundu ve bağımsız bir soruşturma çağrısı yaptı.
Olay, bölgesel olarak da yankı buldu. Mısır, Katar ve Suudi Arabistan dahil birçok Arap ülkesi, İsrail'in eylemlerini kınadı. Filistin yönetimi, İsrail'in "devlet terörü" uyguladığını belirterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplanmasını istedi. Ancak ABD'nin İsrail'e verdiği sarsılmaz destek nedeniyle, BMGK'da İsrail aleyhine bir karar çıkması pek olası görünmüyor. Bu durumu eleştiren uzmanlar, uluslararası toplumun çifte standardının, İsrail'in cezasız kalmasına neden olduğunu ve Filistinlilere yönelik şiddeti teşvik ettiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye'nin uzun süredir gündeminde olan Filistin meselesine ilişkin bir kez daha insani boyutu öne çıkarıyor. Türkiye, resmi düzeyde İsrail'in Filistin'deki eylemlerini defalarca kınamış ve uluslararası hukuka uyulması çağrısı yapmıştır. Ancak bu tür bireysel trajediler, Ankara'nın diplomatik girişimlerinin etkisini sorgulatabilir. Türkiye'nin, özellikle Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda daha etkin bir rol oynayarak, İsrail aleyhine uluslararası kamuoyu oluşturma çabalarına ağırlık vermesi beklenebilir. Ayrıca, Gazze'deki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgeye yönelik yardım ve kalkınma projelerini de olumsuz etkileyecektir. Sonuç olarak, bu gelişme Türkiye'nin Filistin politikasında bir değişikliğe yol açmasa da, mevcut duruşunun yeniden gözden geçirilmesini gerektirecek kadar ciddi bir insan hakları ihlali olarak kayıtlara geçiyor.