İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in İsrail’i Güney Afrika’daki apartheid rejimine benzettiği iddia edilen sözleri üzerine AB’nin bu üst düzey diplomatıyla tüm temaslarını kestiğini açıkladı. Katz, perşembe günü yaptığı yazılı açıklamada, Borrell’in “İsrail’e karşı aşırı ve yanlış tutumunu” kınayarak, bu tür ifadelerin kabul edilemez olduğunu belirtti. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Borrell ile herhangi bir resmi temasın derhal durdurulduğunu duyurdu. Bu adım, AB-İsrail ilişkilerinde son yılların en ciddi diplomatik krizlerinden birine işaret ediyor. Katz, İsrail’in “demokratik ve hukuk devleti” olduğunu vurgularken, Borrell’in sözlerinin “tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını” savundu.
Krize yol açan sözler ve arka planı
Söz konusu gerilim, Borrell’in geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir etkinlikte sarf ettiği ifadelerin medyaya yansımasıyla başladı. İspanyol gazetesi El País’te yer alan habere göre Borrell, İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarını eleştirirken, “apartheid” terimini kullandı. Borrell’in özellikle Batı Şeria’daki yerleşim birimleri ve farklı hukuki statülerin apartheid benzeri bir yapı oluşturduğunu ima ettiği belirtildi. AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi, daha önce de İsrail’in uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetlerini defalarca eleştirmişti. Ancak “apartheid” benzetmesi, İsrail tarafında büyük bir infiale neden oldu. İsrail Dışişleri Bakanı Katz, bu benzetmeyi “çirkin bir iftira” olarak nitelendirirken, İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Gilad Erdan da Borrell’i “Yahudi düşmanı” olmakla suçladı. AB ise henüz resmi bir açıklama yapmazken, Borrell’in sözcüsü diplomatik kanallardan konuyu ele aldıklarını belirtti. Bu olay, İsrail’in son yıllarda artan uluslararası eleştirilere karşı daha saldırgan bir dış politika izlediğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail ile AB arasındaki bu diplomatik kopuş, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki güç dengelerini de etkileme potansiyeli taşıyor. AB, İsrail’in en büyük ticari ortaklarından biri olurken, aynı zamanda Filistin Yönetimi’ne de önemli ölçüde mali yardım sağlıyor. Brüksel, iki devletli çözümü desteklemeye devam ederken, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını ise “uluslararası hukukun ihlali” olarak değerlendiriyor. Ancak AB üyesi ülkeler arasında da İsrail’e yönelik tutum farklılıkları bulunuyor. Macaristan, Çekya ve Avusturya gibi ülkeler İsrail’e daha yakın dururken, İrlanda, İsveç ve Belçika gibi ülkeler Filistin davasına daha fazla sempati duyuyor. Bu nedenle, AB’nin ortak bir İsrail politikası oluşturması zorlaşıyor. Öte yandan, bu kriz, ABD’nin arabuluculuk rolünü de yeniden gündeme getirebilir. Washington, geleneksel olarak İsrail’in en güçlü müttefiki olsa da, Başkan Joe Biden yönetimi de İsrail’in yerleşim politikalarını eleştirmekten kaçınmıyor. Bölgede İran’ın nükleer programı, Hizbullah tehdidi ve Arap ülkeleriyle normalleşme süreçleri gibi başlıklar varken, bu diplomatik kriz, İsrail’in uluslararası alanda giderek daha fazla yalnızlaştığı algısını güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin İsrail ve Filistin politikaları bağlamında önemli bir referans noktası oluşturuyor. Ankara, son yıllarda İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabası içinde olsa da, Filistin davasına verdiği destekten vazgeçmiş değil. Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinde de bu tür diplomatik gerilimler Ankara’nın elini güçlendirebilir. Zira Türkiye, İsrail’in Filistin politikalarını sıkça eleştiren bir ülke olarak, AB’nin bu konuda daha sert bir tutum almasından memnuniyet duyabilir. Öte yandan, Türkiye-AB ilişkilerinin zaten gergin olduğu bir dönemde, bu kriz Brüksel’in dikkatini başka yönlere çekerek Türkiye ile ilgili konuları ikinci plana atabilir. Ancak krizin doğrudan Türkiye’ye yansıyan bir boyutu bulunmuyor; daha çok bölgesel güç dengeleri ve uluslararası hukuk vurgusu açısından takip edilmesi gereken bir süreç söz konusu.