İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, Avrupa Birliği'nin (AB) üst düzey diplomatı Kaja Kallas'ın İsrail'i Güney Afrika'daki apartheid rejimine benzettiği yönündeki haberlerin ardından, Perşembe günü Kallas ile tüm temaslarını kestiğini duyurdu. Sa'ar, yaptığı yazılı açıklamada, Kallas'ın söz konusu ifadelerinin 'kabul edilemez' olduğunu ve bu nedenle İsrail'in AB'nin en üst düzey temsilcisiyle olan tüm iletişim kanallarını kapattığını belirtti. Bu karar, iki taraf arasında zaten gergin olan diplomatik ilişkilerde yeni bir krize işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
Kaja Kallas, daha önce Estonya Başbakanı olarak görev yapmış ve Ocak 2025'te AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi olarak atanmıştı. İsrail'e yönelik 'apartheid' benzetmesi, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de düzenlenen bir basın toplantısında yaptığı sözlere dayandırılıyor. Kallas'ın, İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarını eleştirirken 'apartheid benzeri uygulamalar' ifadesini kullandığı iddia ediliyor. Ancak AB diplomatik kaynakları, Kallas'ın tam olarak ne söylediğine dair resmi bir teyit bulunmadığını belirtiyor. İsrail, bu tür benzetmeleri uzun süredir reddediyor ve bunları 'antisemitik' olarak nitelendiriyor. Sa'ar, açıklamasında Kallas'ın sözlerini 'çirkin bir propaganda' olarak değerlendirirken, AB'nin İsrail'e yönelik tutumunu da eleştirdi.
İsrail-AB ilişkileri, özellikle 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısı ve ardından Gazze'de başlayan savaşla birlikte ciddi bir gerilim yaşıyor. AB, İsrail'in askeri operasyonlarını defalarca eleştirmiş ve ateşkes çağrılarında bulunmuştu. Ayrıca, bazı AB üyesi ülkeler İsrail'e yaptırım uygulama yönünde adımlar atmıştı. Bu bağlamda Kallas'ın sözleri, var olan gerginliği daha da tırmandırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu diplomatik kriz, yalnızca İsrail ve AB arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda AB'nin Orta Doğu'daki rolünü de etkileyebilir. AB, İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözümü savunan en önemli uluslararası aktörlerden biri. Ancak İsrail'in tutumu ve AB içindeki bölünmeler, birliğin bu konuda etkili bir politika izlemesini zorlaştırıyor. Kallas'ın açıklamaları, AB'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini daha da sertleştirebilir. Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İsrail'e verdiği güçlü destek, AB'nin elini zayıflatıyor. Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve İsrail yerleşimlerini meşrulaştırması, AB'nin pozisyonunu baltalıyor.
İsrail'in AB'ye yönelik bu hamlesi, aynı zamanda diğer uluslararası aktörlerle ilişkilerini de etkileyebilir. Örneğin, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlar da İsrail'i apartheid politikalarıyla suçlamıştı. Bu suçlamaları reddeden İsrail, kendini diplomatik olarak yalnızlaştırma riskiyle karşı karşıya. Öte yandan, İsrail'in bu sert tepkisi, iç kamuoyuna yönelik bir mesaj olarak da okunabilir; Sa'ar, ülke içinde artan eleştirilere karşı güçlü bir duruş sergilemek istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin çatışmasında Filistin'i destekleyen ve İsrail'in politikalarını eleştiren bir ülke olarak öne çıkıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile İsrail arasındaki gerilimi kendi lehine kullanma potansiyeli taşıyor. Ankara, AB'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini desteklerken, aynı zamanda İsrail'le ticari ilişkilerini sürdürüyor. Ancak Türkiye, İsrail'in apartheid olarak nitelenmesi konusunda AB ile aynı çizgide yer alıyor. Bu kriz, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği uluslararası platformda daha da vurgulamasına fırsat sunabilir. Ayrıca, AB'nin Orta Doğu'da etkisizleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırabilir, ancak aynı zamanda İsrail'le yaşanan gerilimler Türkiye'nin enerji ve güvenlik çıkarlarını da olumsuz etkileyebilir.