İsrail'de seçmenler, 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırılarının ve ardından Gazze, İran ve Lübnan'da yaşanan savaşların gölgesinde, 27 Ekim 2025 Salı günü ilk kez genel seçimler için sandık başına gidiyor. Bu seçim, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun iktidarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ülke, uzun süredir devam eden güvenlik krizleri ve ekonomik zorluklarla boğuşurken, seçmenlerin tercihi hem iç politika hem de bölgesel dengeler açısından büyük önem taşıyor.
Seçimin Arka Planı ve Kritik Sorular
İsrail siyaseti, 7 Ekim saldırıları sonrası derin bir sarsıntı yaşadı. Saldırılarda yaklaşık 1.200 İsraillinin hayatını kaybetmesi ve 250'den fazla kişinin rehin alınması, ülke tarihinin en büyük güvenlik başarısızlıklarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu olay, Netanyahu liderliğindeki hükümete yönelik yoğun eleştirileri beraberinde getirdi. Seçim kampanyası boyunca ana tartışma konuları, güvenlik politikaları, rehinelerin durumu, Gazze'deki savaşın yönetimi ve ekonomik istikrar oldu.
Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi, anketlerde sağ blok içinde önde görünse de, koalisyon ortaklarıyla birlikte çoğunluğu sağlayıp sağlayamayacağı belirsizliğini koruyor. Muhalefet partileri, özellikle Yair Lapid'in liderliğindeki Yesh Atid ve Benny Gantz'ın Ulusal Birlik Partisi, Netanyahu'yu güvenlik zaafiyeti ve yolsuzluk iddiaları üzerinden hedef alıyor. Seçim sonuçları, İsrail'in Gazze politikası, İran'a karşı tutumu ve ABD ile ilişkilerini de doğrudan etkileyecek.
Seçim sistemi gereği, İsrail'de hükümet kurmak için koalisyon gerekiyor. 120 sandalyeli Knesset'te çoğunluğu elde etmek için en az 61 sandalye şart. Anketler, hiçbir bloğun tek başına iktidar olamayacağını, uzun sürecek koalisyon görüşmelerinin kapıda olduğunu gösteriyor. Bu belirsizlik, ülkenin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleri karşısında istikrarsızlık endişelerini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimleri, sadece ülke içi dinamikleri değil, tüm Ortadoğu'yu yakından ilgilendiriyor. Gazze'deki savaşın seyri, Lübnan'daki Hizbullah ile gerilim ve İran'ın nükleer programı, seçim sonrası dönemde İsrail'in dış politikasının şekillenmesinde belirleyici olacak. Özellikle ABD'nin bölgedeki rolü ve iki devletli çözüm konusundaki tutumu, yeni hükümetin pozisyonuna göre yeniden şekillenebilir.
Uluslararası toplum, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına yönelik eleştirilerini sürdürürken, seçim sonuçları bu eleştirilerin dozunu etkileyebilir. BM ve insan hakları örgütleri, Gazze'deki insani krizin boyutlarına dikkat çekmeye devam ediyor. Yeni hükümetin atacağı adımlar, İsrail'in uluslararası arenadaki yalnızlığını derinleştirebilir veya hafifletebilir.
Ekonomik açıdan da seçim kritik. Savaşın yol açtığı maliyetler, yatırımcı güveninin sarsılması ve teknoloji sektöründeki dalgalanmalar, İsrail ekonomisini baskı altına almış durumda. Seçim belirsizliği, piyasalarda dalgalanmaya yol açabilir. Ayrıca, yüksek teknoloji sektöründe çalışan birçok İsraillinin yedek askerlik görevleri nedeniyle ekonomi üzerindeki yük artmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin bölgesel politikalarını ve ikili ilişkilerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Gazze'deki savaşta Filistinlilerin yanında yer alarak İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirmişti. Yeni hükümetin Gazze politikası, Türkiye-İsrail ilişkilerinin seyrini belirleyecek. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve Suriye iç savaşı gibi konularda işbirliği ihtimali, seçim sonuçlarına bağlı. Netanyahu'nun koltuğunu kaybetmesi, Türkiye ile İsrail arasında normalleşme sürecini hızlandırabilir; ancak Filistin meselesi her koşulda belirleyici olmaya devam edecek. Bölgesel istikrar açısından da İsrail'de güçlü bir hükümetin kurulması, Türkiye'nin güvenlik endişelerini hafifletebilir.