İsrail'in, işgal altındaki Filistin topraklarında öldürdüğü ve daha sonra alıkoyduğu 1700'den fazla Filistinlinin cesedini, gelecekteki müzakerelerde pazarlık kozu olarak kullandığı bildirildi. Orta Doğu merkezli haber sitesi Middle East Eye'ın kapsamlı araştırmasına göre, İsrail ordusu ve istihbarat birimleri, 1967'den bu yana Filistinlilere ait cesetleri "sembolik ve stratejik" bir silah olarak elinde tutuyor. Raporda, ölenlerin çoğunun kimliği belirsizken, ailelerin çocuklarının mezarlarına ulaşamadığı ve İsrail'in bu durumu esir takaslarında koz olarak kullandığı vurgulanıyor.
Gelişmenin arka planı: Cesetlerin tutulması yeni değil
İsrail'in Filistinli cesetlerini tutma uygulaması, 1967 Altı Gün Savaşı'na kadar uzanıyor. O tarihten bu yana İsrail ordusu, çatışmalarda öldürülen veya İsrail'e yönelik saldırılar düzenlediği iddia edilen Filistinlilerin cesetlerine el koyuyor. Middle East Eye'ın raporuna göre, bu cesetler genellikle "İsrail'in askeri mezarlıkları" olarak bilinen bilinmeyen yerlere gömülüyor. Raporda, İsrail'in bu cesetleri, Filistinli gruplarla yapılan esir takaslarında bir pazarlık aracı olarak kullandığı belirtiliyor. Özellikle 2011'deki Gilad Şalit takası sırasında, İsrail'in 1.027 Filistinli mahkumu serbest bırakmasına karşılık, elinde tuttuğu bazı cesetleri iade ettiği kaydediliyor.
Ancak rapor, İsrail'in elindeki ceset sayısının 1.700'ü aştığını ve bunların çoğunun kimliğinin bile belirsiz olduğunu ortaya koyuyor. Filistinli yetkililer, İsrail'in bu cesetleri "savaş suçu" niteliğinde tuttuğunu ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor. Birleşmiş Milletler (BM) de benzer şekilde, İsrail'i uluslararası insancıl hukuka uymaya çağırıyor. Ancak İsrail yönetimi, bu cesetlerin "güvenlik gerekçesiyle" tutulduğunu savunuyor ve Filistinli grupların elindeki İsrailli askerlerin ve sivillerin iadesi için kullanıldığını iddia ediyor.
Bölgesel boyut: Ailelerin acısı ve uluslararası hukuk
Filistinli aileler, İsrail'in elinde tuttuğu yakınlarının cesetlerine ulaşamamanın acısını yaşıyor. Gazze'de yaşayan 58 yaşındaki Umm Muhammed, oğlunun 2014 yılında İsrail saldırısında öldürüldüğünü ve cesedinin hâlâ İsrail'de tutulduğunu söylüyor: "Çocuğumun mezarını bilmiyorum. Onu gömmek için bir toprak parçası arıyorum." Bu duygusal ifadeler, raporun satır aralarında yer alıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), İsrail'e defalarca çağrı yaparak, cesetlerin ailelerine iade edilmesini ve insani gerekçelerin göz ardı edilmemesini istiyor. Ancak şu ana kadar İsrail'in bu çağrılara yanıt vermediği belirtiliyor.
Uzmanlar, İsrail'in bu politikasının yalnızca insan hakları ihlali olmadığını, aynı zamanda Filistin toplumu üzerinde psikolojik bir baskı aracı olarak işlev gördüğünü vurguluyor. Filistinli akademisyen Dr. Sami Hermez, "Bu, ölülerin bile bir silah olarak kullanıldığı bir savaşın parçası. Ailelerin yası, siyasi bir mücadele alanına dönüştürülüyor" diyor. Bu durum, Filistin direniş gruplarının da tepkisini çekiyor ve karşılıklı güven duygusunu daha da zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, geçmişte İsrail ile Filistin arasındaki esir takaslarında arabuluculuk rolü üstlenmişti. Bu rapor, Türk dış politikasının Filistin'deki insan hakları ihlallerine karşı daha etkin bir duruş sergilemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, bölgesel istikrar açısından kalıcı barışın ancak taraflar arasındaki güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını gösteriyor. Türkiye, uluslararası platformlarda bu konunun gündeme taşınmasında ve insani diplomasi yürütülmesinde önemli bir aktör olabilir.