İspanya, Cumartesi günü İtalya'dan gelen yolculara yönelik geçici sınır kontrolleri başlattı. Bu adım, Avrupa Birliği üyesi iki ülke arasında göç konusunda yaşanan anlaşmazlığı daha da tırmandırdı. İspanya'nın bu kararı, İtalya'nın daha önce benzer kontroller uygulamaya başlamasının ardından geldi. İtalya'nın bu hamlesi, 70.000'den fazla göçmenin Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki Ceuta yerleşkesine geçmesinden sonra alınmıştı. Bu gelişmeler, Avrupa'da göç politikalarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Krizin Arka Planı ve İki Ülkenin Tutumu
İspanya, geçen hafta İtalya'nın güneyindeki Lampedusa adasına binlerce göçmenin akın etmesinin ardından İtalya'nın sınır kontrollerini başlatmasının ardından bu kararı aldı. İtalya, göçmen akınını Avrupa'nın ortak sorunu olarak görürken, diğer ülkelerin yükü paylaşmasını istiyor. İspanya ise İtalya'nın bu tutumunu "tek taraflı" olarak nitelendiriyor ve Avrupa Birliği'nin ortak göç politikaları çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini savunuyor.
Ceuta ve Melilla, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki iki özerk kenti olup, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturuyor. Bu bölgelere düzensiz göçmen geçişleri yıllardır devam ediyor. Son olarak, 70.000'den fazla göçmenin Fas'tan Ceuta'ya geçmeye çalışması, iki ülke arasında diplomatik krize yol açmış, İspanya da bu duruma karşılık olarak sınır kontrollerini artırmıştı.
İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, yaptığı açıklamada, "İtalya'nın aldığı bu karar, Avrupa'nın ortak göç politikalarına aykırıdır ve Schengen Bölgesi'nin işleyişini tehdit etmektedir. Biz de bu nedenle kendi sınır kontrollerimizi geçici olarak başlatma kararı aldık" ifadelerini kullandı. Öte yandan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, ülkesinin göçmen akınıyla tek başına başa çıkamayacağını, diğer AB ülkelerinin de sorumluluk alması gerektiğini söyledi.
Avrupa'da Göç Krizi ve Schengen Bölgesi'nin Geleceği
Bu gelişme, Avrupa Birliği'nin temel kazanımlarından biri olan Schengen Bölgesi'nde serbest dolaşımın ne kadar kolaylıkla askıya alınabildiğini gösteriyor. Schengen Anlaşması, üye ülkeler arasında pasaport kontrolü olmadan seyahat etmeyi öngörüyor. Ancak son yıllarda göç krizi, güvenlik endişeleri ve pandemi gibi nedenlerle birçok ülke geçici sınır kontrolleri uygulamaya başladı. Avrupa Komisyonu, bu tür kontrollerin istisnai olması gerektiğini savunmasına rağmen, üye ülkelerin giderek artan bir şekilde kendi ulusal önlemlerine başvurduğu görülüyor.
Uzmanlar, bu durumun Avrupa'nın ortak göç politikalarını yeniden tartışmaya açtığını belirtiyor. AB'nin yıllardır üzerinde uzlaşmaya çalıştığı ortak sığınma sistemi ve göç yükünün paylaşılması konusunda ilerleme sağlanamaması, üye devletler arasında güven bunalımına yol açıyor. İtalya ve İspanya arasındaki bu gerilim, AB'nin göç konusundaki kırılganlığını bir kez daha ortaya koyarken, diğer üye ülkelerin de bu süreçte nasıl bir tavır alacağı merak konusu.
Geçtiğimiz yıllarda özellikle Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışan göçmen sayısında ciddi artışlar yaşanmıştı. 2023 yılında İtalya'ya deniz yoluyla ulaşan göçmen sayısı 150 bine yaklaşırken, bu sayının 2024'te daha da artması bekleniyor. İtalya, bu yükün tek başına altından kalkamayacağını savunarak diğer AB ülkelerinin daha fazla sorumluluk almasını talep ediyor. İspanya ise Afrika'dan gelen göç rotalarında kilit bir ülke konumunda ve bu nedenle göç yükünün sadece sınır ülkelerine yıkılmasına karşı çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır düzensiz göçle mücadele eden bir ülke olarak, Avrupa'da yaşanan bu gelişmeleri yakından izliyor. İtalya ve İspanya arasındaki bu anlaşmazlık, Avrupa'nın göç konusunda ortak bir politika geliştirememenin bedelini nasıl ödediğinin bir göstergesi. Türkiye, 2016'daki AB ile yapılan göç anlaşması çerçevesinde mültecilerin Avrupa'ya geçişini engellemede önemli bir rol oynuyor. Ancak AB'nin tutarlı bir göç politikası izlememesi, Türkiye'nin elini güçlendiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin göç konusundaki iş birliği yapabileceği güvenilir ortaklar arayışını da etkileyebilir. Avrupa'nın içine düştüğü bu çelişki, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göçü önemli bir pazarlık unsuru olarak kullanabileceğine işaret ediyor.