İşgal altındaki Batı Şeria'da bir Filistinli, işgalci güçlere ait bir silahı ele geçirerek kendi topraklarını savunmak amacıyla onlara karşı kullandı. Bu olayın hemen ardından, çok sayıda silahlı Yahudi yerleşimci, Batı Şeria genelindeki Filistin kasabalarına saldırı düzenledi. Bu saldırılar, Aksa Tufanı'nın başlatılmasından bu yana Filistin ve Lübnan'da sıkça görülen bir tablonun parçası olarak değerlendiriliyor. Görgü tanıkları, yerleşimcilerin evleri ve iş yerlerini ateşe verdiğini, araçlara zarar verdiğini ve Filistinlilere fiziksel saldırılarda bulunduğunu aktardı. Filistin Sağlık Bakanlığı, çıkan çatışmalarda en az üç Filistinlinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin de yaralandığını açıkladı. Olayların, işgal altındaki bölgelerdeki gerilimi daha da tırmandırmasından endişe ediliyor.
Gelişmenin arka planı
Olay, Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki bir kontrol noktasında meydana geldi. Filistinli bir genç, İsrail askerlerinin bulunduğu noktaya yaklaşarak aniden askerin elindeki silahı kapmayı başardı. Ardından silahı askerlere doğrultarak ateş açtı; bir askerin yaralandığı bildirildi. Filistinli, olayın ardından bölgeden kaçmayı başardı. İsrail ordusu, olayın ardından bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı; çok sayıda asker ve istihbarat birimi sevk edildi. Ancak dikkat çekici olan, İsrail güçlerinin resmi operasyonlarının yanı sıra silahlı yerleşimci gruplarının da Filistin kasabalarına yönelik organize saldırılar düzenlemesiydi.
Yerleşimci saldırıları, özellikle Huwara, Beita ve Bani Na'im gibi kasabalarda yoğunlaştı. Yerleşimciler, evlerin ve dükkanların alt katlarını ateşe verdi, tarım arazilerine zarar verdi ve Filistinlilere ait araçları taşladı. Bazı görgü tanıkları, yerleşimcilerin İsrail askerlerinin koruması altında hareket ettiğini öne sürdü. Filistin resmi haber ajansı WAFA'ya konuşan yerel yetkililer, bu saldırıların 'işgalin organize şiddetinin bir parçası' olduğunu ve uluslararası toplumun bu duruma seyirci kaldığını belirtti. İsrail tarafından yapılan açıklamalarda ise olayların 'sivillerin kendiliğinden tepkisi' olduğu iddia edildi; ancak çok sayıda görgü tanığı ve insan hakları örgütü, bu tür saldırıların önceden planlandığını ve İsrail güvenlik güçlerinin göz yumduğunu raporladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, 7 Ekim 2023'te başlatılan Aksa Tufanı operasyonunun ardından işgal altındaki Batı Şeria'da tırmanan şiddetin en son örneği olarak kayıtlara geçti. Aksa Tufanı'nın başlamasından bu yana Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Ekim ayından bu yana Batı Şeria'da en az 3 bin 500 yerleşimci saldırısı kaydedildi; bu saldırılarda yüzlerce Filistinli yaralandı, çok sayıda ev ve iş yeri zarar gördü. İnsan hakları örgütleri, yerleşimci şiddetinin 'devlet destekli' olduğunu ve İsrail'in işgal politikalarının bir parçası olarak uygulandığını vurguluyor.
Olay, yalnızca Batı Şeria ile sınırlı kalmadı; bölgesel ve küresel aktörlerin tepkisini de beraberinde getirdi. Ürdün ve Mısır hükümetleri, İsrail'e yönelik sert kınamalarda bulundu. İslam İşbirliği Teşkilatı, acil toplantı çağrısı yaptı. ABD ise 'sivil kayıpların önlenmesi' çağrısında bulunmakla yetinirken, İsrail'in kendini savunma hakkına verdiği desteği yineledi. Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yaptı ve taraflara itidalli olma çağrısında bulundu. Ancak Filistinli yetkililer, bu açıklamaların 'işgali durdurmaya yetmediğini' bilinen bir gerçek olarak ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına ilişkin hassasiyetini bir kez daha gündeme getiriyor. Türkiye, Aksa Tufanı'nın başlangıcından bu yana İsrail'in orantısız güç kullanımını ve yerleşimci şiddetini uluslararası platformlarda defalarca kınadı; İsrail'e yönelik İHA ihracatına sınırlamalar getirdi ve ticari ilişkileri askıya aldı. Bu olay, Türkiye'nin Filistin'le dayanışma politikasını güçlendirebilir; ancak bölgede tırmanan şiddet, Ankara'nın İsrail'le normalleşme adımlarını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Türkiye'nin, Filistin devletinin tanınması ve iki devletli çözümün güçlendirilmesi yönündeki diplomatik çabalarının, bu tür olayların ardından daha da önem kazandığı açıktır. Bölgesel ve küresel barış için bu çabaların sürdürülmesi kritik önemdedir.