İngiliz siyasetinin önde gelen isimlerinden Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, iklim krizine neredeyse hiç değinmiyor. Oysa hemşireler yorgunluktan yere yığılıyor, inşaat işçileri sıcak çarpması geçiriyor ve otobüs şoförleri 44 dereceye ulaşan kabinlerde çalışıyor. Yeni Başbakan Keir Starmer yaz boyunca yaşam maliyetini konuşmayı planlamıştı, ancak bu tablo onun planlarını değiştirmesi gerektiğini gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
John Harris'in The Guardian'daki analizinde, ilk kez bir İngiliz grevinin doğrudan iklim kriziyle bağlantılı olduğunu yazdığını belirtiyor. Geçtiğimiz hafta Londra'da otobüs şoförleri, araç içi sıcaklıkların dayanılmaz seviyelere ulaşması üzerine iş bıraktı. Bu grev, sadece ücret talebi değil, aynı zamanda aşırı sıcakta çalışma koşullarının iyileştirilmesi için verilen bir mücadeleydi.
Burnham, Kuzey İngilterre'de işçi hakları ve ulaşım politikaları konusunda ilerici bir profil çiziyor; ancak iklim değişikliği konusundaki sessizliği dikkat çekiyor. Yerel yönetimlerin iklim eylem planları hazırlamasına rağmen, Burnham'ın konuşmalarında iklim krizine yer vermemesi, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu tehlikeleri görmezden gelmek anlamına geliyor. Aşırı sıcaklar yalnızca konforu etkilemiyor; ölümcül sağlık riskleri yaratıyor. Sağlık çalışanları, dış mekânda çalışanlar ve toplu taşıma personeli, ısınan dünyada en kırılgan gruplar arasında yer alıyor.
The Guardian'ın haberine göre, Burnham geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada iklim değişikliğini "önemli" olarak nitelendirmiş ancak spesifik politikalar geliştirmekten kaçınmış. Manchester'ın 2038 yılına kadar karbon nötr olma hedefi var; ancak bu hedefe ulaşmak için gerekli bütçe ve siyasi irade eksik. Uzmanlar, yerel yönetimlerin iklim kriziyle mücadelede merkezi hükümetten daha etkili olabileceğini, ancak bunun siyasi öncelik gerektirdiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu durum yalnızca İngiltere'ye özgü değil. Dünya genelinde sıcak hava dalgaları iş gücü verimliliğini düşürüyor, iş kazalarını artırıyor ve sağlık sistemlerine ek yük getiriyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, aşırı sıcaklar nedeniyle 2030 yılına kadar küresel çapta 80 milyon işin kaybedilme riski bulunuyor. Gelişmekte olan ülkelerde bu durum daha da ağır; tarım, inşaat ve madencilik gibi sektörlerde çalışanlar korumasız durumda.
İklim krizinin işçi sağlığı üzerindeki etkileri, siyasi gündemin merkezine alınması gereken bir konu. ancak çoğu hükümet, ekonomik büyümeyi önceliklendirerek bu konuyu görmezden geliyor. Andy Burnham'ın sessizliği, bu genel eğilimin bir yansıması. Oysa işçi sınıfı iklim krizinin yükünü en ağır şekilde taşıyor ve çözümün bir parçası olmalı. İklim politikalarının işçi haklarıyla bütünleştirilmesi, adil bir dönüşüm için şart.
Avrupa'da yeşil dönüşüm, sendikaların da desteğiyle ilerliyor. Almanya'da kömürden çıkış süreci, işçilere yeni beceriler kazandırma ve sosyal güvence sağlama üzerine kurulu. İngiltere'de ise bu bağlantı henüz kurulmuş değil. Burnham gibi popüler siyasetçiler, iklim krizini işçi sınıfının gerçekleriyle bağdaştırarak anlatabilse, toplumsal mutabakat güçlenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de aşırı sıcaklar iş sağlığını tehdit ediyor. Tarım ve inşaat sektörlerinde çalışanlar benzer risklerle karşı karşıya. Ancak Türkiye'de sendikal haklar ve iş sağlığı standartları konusunda yaşanan sorunlar, bu tehdidi daha da derinleştiriyor. İklim değişikliği, Türkiye'nin de gündeminde; ancak işçi sağlığı üzerindeki etkileri yeterince tartışılmıyor. Türkiye'nin 2053 net sıfır hedefi var; ancak bu hedefe ulaşmak için işçi odaklı politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, yeşil dönüşüm sosyal adaletsizlikleri artırabilir. Türkiye'nin bu konuda İngiltere'den ve Avrupa'dan çıkaracağı dersler bulunuyor: iklim politikaları, işçi hakları ve sosyal diyalogla birlikte tasarlanmalı.