İran ile Batı arasında yıllardır süren gerginlik ve nükleer program kaynaklı çıkmazın sürdürülemez olduğu, diplomatik bir stratejiyle bu sürecin sona erdirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Uluslararası kamuoyunda, mevcut politikaların ne İran'ı durdurabildiği ne de bölgesel istikrarı sağlayabildiği yönünde artan bir görüş birliği var. Savaşın eşiğinde bir denge politikası izlemek yerine, kapsamlı müzakerelerle kalıcı bir çözüm arayışının öne çıkarılması gerektiği belirtiliyor.
Arka Plan: Çıkmazın Kökenleri
İran'ın nükleer programı, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ile geçici olarak dizginlenmişti. Ancak 2018'de ABD'nin tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırımlar uygulaması, denklemi alt üst etti. İran da buna karşılık uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak anlaşmadaki taahhütlerini askıya aldı. O tarihten bu yana taraflar arasında Viyana'da yürütülen dolaylı müzakereler dahil olmak üzere çeşitli diplomatik girişimler sonuçsuz kaldı. İran, yaptırımların kaldırılmasını ve ekonomik ilişkilerinin normalleşmesini talep ederken; ABD ve Avrupalı müttefikleri, İran'ın nükleer programının barışçıl olduğunu kanıtlamasını ve bölgesel faaliyetlerini sınırlandırmasını istiyor. Bu karşılıklı talepler, bir türlü aşılamayan güvensizlik duvarı oluşturuyor.
Son dönemde İran'ın uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkarması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile denetim konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, endişeleri artırdı. İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik sabotaj girişimleri ve üst düzey İranlı bilim insanlarının öldürülmesi, gerilimi daha da tırmandırdı. Buna karşılık İran, Hürmüz Boğazı'nda tanker saldırıları ve bölgesel vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetlerle misilleme yapıyor. Her iki taraf da kırmızı çizgilerini koruyarak bir yandan da savaşın eşiğinde manevra yapıyor. Bu durum, bölgede yanlış hesaplama riskini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran ile yaşanan çıkmaz, sadece iki taraf arasında bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Bölgesel aktörler olan Suudi Arabistan, BAE ve İsrail, İran'ın nükleer kapasitesini kendi güvenliklerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Suudi Arabistan, İran ile 2023'te Çin'in arabuluculuğunda beklenmedik bir yakınlaşma yaşasa da, nükleer dosyada hala temkinli. İsrail ise askeri seçeneği masada tutuyor ve İran'ın nükleer eşiği aşması durumunda tek taraflı hareket edebileceği sinyalini veriyor.
Küresel düzeyde ise Rusya ve Çin, İran ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini derinleştirerek Batı yaptırımlarının etkisini kırıyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasıyla İran ekonomisine hayat veriyor. Rusya ise Ukrayna savaşı sonrası İran'dan insansız hava araçları ve askeri malzeme tedarik ediyor. Bu durum, Batı'nın yaptırım rejimini zayıflatırken İran'ın elini güçlendiriyor. Ayrıca, nükleer silahlanma yarışının bölgeye yayılma riski, uluslararası güvenlik mimarisi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Eğer İran nükleer silaha sahip olursa, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de benzer bir arayışa girebileceği konuşuluyor.
Diplomatik çözüm çağrıları, bu tabloda daha da aciliyet kazanıyor. Mevcut durumun sürdürülemez olduğu, çünkü her iki tarafın da maksimalist taleplerle masaya oturduğu ve taviz vermediği belirtiliyor. Uzmanlar, kademeli bir yaklaşımla güven artırıcı adımlar atılması, örneğin İran'ın uranyum zenginleştirmeyi belirli bir seviyede dondurması karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesi gibi ara çözümler öneriyor. Ancak ABD'nin iç siyaseti ve İran'daki sertlik yanlısı kanadın direnci, bu tür adımları zorlaştırıyor. Yine de diplomatik bir stratejinin yokluğunda, askeri bir çatışmanın kaçınılmaz hale gelebileceği uyarısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile Batı arasındaki çıkmazın sürdürülemez olduğu ve diplomatik çözüm çağrılarının arttığı bir dönemde, Türkiye kritik bir konumda bulunuyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan, enerji ithalatında İran'a bağımlı ve bölgesel istikrarı doğrudan etkileyen bir ülke. Olasi bir askeri çatışma, Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomisini olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, Batı ile İran arasında denge politikası izleyerek arabuluculuk rolü üstlenebilir. Nükleer silahlanma yarışının bölgeye yayılması, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarını değiştirebilir. Bu nedenle Ankara'nın diplomatik çözüm süreçlerine aktif katılımı ve İran ile diyalog kanallarını açık tutması büyük önem taşıyor.