Uluslararası ilişkilerde en tehlikeli hatalardan biri, askeri yıkımı stratejik başarıyla karıştırmaktır. Bu hata, şu anda modern Ortadoğu'nun en önemli jeopolitik değişimlerinden birini gizleme riski taşıyor. On yıllardır ABD ve müttefikleri, zaferi tanıdık göstergelerle tanımladılar: terör örgütlerinin ortadan kaldırılması, düşman rejimlerin devrilmesi veya en azından askeri üstünlüğün kesin bir şekilde kanıtlanması. Ancak İran, bu tanımların dışında bir başarı hikayesi yazıyor. Tahran, doğrudan bir askeri yenilgi almamış olsa da, bölgesel nüfuzunu genişletmeyi, vekil güçlerini etkinleştirmeyi ve uluslararası yaptırımlara rağmen ekonomik ayakta kalışını sürdürmeyi başardı. Bu, Ortadoğu'daki güç dengesinin artık eski parametrelerle okunamayacağı anlamına geliyor.
Gelişmenin Arka Planı
2003 Irak işgalinden bu yana İran, bölgesel stratejisini doğrudan çatışma yerine vekalet savaşı, siyasi nüfuz ve ekonomik esneklik üzerine inşa etti. ABD'nin Irak'ta Şii yönetimini kurması, İran'ın nüfuzunu artırmasına zemin hazırladı. Suriye iç savaşında Beşşar Esad rejimini ayakta tutan İran, Lübnan'da Hizbullah'ı, Yemen'de Husi isyancılarını, Filistin'de Hamas ve İslami Cihad'ı destekleyerek bölgesel bir ağ oluşturdu. Suudi Arabistan ile rekabet, İran'ın bu vekil güçler eliyle yürüttüğü bir güç savaşına dönüştü. ABD'nin 2020'de Kasım Süleymani'yi öldürmesi, İran'ın stratejik sabrını sınamış olsa da, Tahran'ın misilleme konseptini değiştirdi: Doğrudan askeri çatışma yerine siber saldırılar, füze programını geliştirme ve nükleer faaliyetleri hızlandırma yoluna gidildi. Bu, İran'ın tam anlamıyla zafer kazanmasa da, varlık gösterme ve caydırıcılık kapasitesini artırdığı bir dönemin başlangıcı oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın stratejik başarısı, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığının azalmasıyla paralel ilerledi. Biden yönetiminin Afganistan'dan çekilmesi ve Irak'taki askeri varlığını azaltması, İran'a daha fazla manevra alanı sağladı. Aynı zamanda, Çin'in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile normalleşme adımları, İran'ın diplomatik izolasyonunu kısmen kırdı. Ancak bu değişim, bölgede İsrail'in güvenlik kaygılarını artırdı. Tel Aviv, İran'ın nükleer programa yaklaşmasına karşı daha sert önlemler alırken, İran'ın vekil güçler aracılığıyla Golan Tepeleri'ne ve kuzey sınırlarına yönelik tehditleri, yeni bir çatışma riskini doğuruyor. Enerji piyasalarında da İran'ın rolü kritik: Yaptırımlar altındaki İran petrolü, küresel arzı etkileme potansiyeline sahip. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji krizi, İran'ı hem OPEC içinde hem de Çin ve Hindistan gibi alıcılarla ilişkilerinde güçlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye için doğrudan ve dolaylı etkiler yaratıyor. İki ülke, Suriye'deki askeri operasyonlar, Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığı ve Kafkasya'da artan rekabet nedeniyle zaman zaman karşı karşıya geliyor. Ancak aynı zamanda enerji işbirliği ve ticaret hacmini artırma potansiyeli de mevcut. Türkiye, İran'ın yaptırımlar altında ekonomik ayakta kalış stratejisini dikkatle izliyor; çünkü benzer baskılarla karşılaşabilecek bir ülke olarak İran'ın direnç mekanizmaları Ankara'ya ders niteliğinde. Güvenlik boyutunda ise İran'ın vekil güçleri aracılığıyla oluşturduğu tehdit, Türkiye'nin sınır güvenliğini ve bölgesel operasyonlarını doğrudan etkiliyor. Sonuç olarak, İran'ın stratejik yükselişi, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını yeniden kalibre etmesini gerektiren bir jeopolitik dönüşüme işaret ediyor.