İran'ın, savaş sırasında saldırdığı Körfez komşularıyla ilişkileri ağır hasar gördü. Tahran, savaş öncesinde Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn ile normalleşme sürecine girmişken, çatışma sırasında bu ülkelere yönelik doğrudan veya vekil güçler aracılığıyla gerçekleştirdiği saldırılar, yıllar süren diplomasi çabalarını boşa çıkardı. Bu durum, İran'ın bölgedeki nüfuzunu ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Savaşın sona ermesiyle birlikte, Tahran'ın kazanç ve kayıplarını değerlendirmek, hem bölgesel istikrar hem de küresel enerji piyasaları açısından kritik önem taşıyor.
Diplomatik kırılma ve ekonomik bedeller
İran, savaşın ilk günlerinden itibaren Yemen'deki Husilerden Irak'taki haşdi şabi gruplara kadar vekil güçlerini harekete geçirerek Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırılar düzenledi. Bu saldırılar, sivil yerleşim yerlerini ve kritik altyapıyı hedef aldı. Riyad ve Abu Dabi, Tahran'ın bu eylemlerini doğrudan bir savaş ilanı olarak nitelendirdi. Savaş öncesinde, Çin'in arabuluculuğunda ilerleyen İran-Suudi normalleşmesi tamamen durma noktasına geldi. İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, savaşın bitiminden sonra diyalog kanallarını yeniden açmaya çalışsa da, Körfez ülkeleri Tahran'a olan güvenin ciddi şekilde sarsıldığını belirtiyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, İran'ın Körfez ülkeleriyle ticareti savaş öncesinde yıllık 20 milyar dolara ulaşmıştı. Savaş sırasında bu ticaret yüzde 70 oranında düştü. Özellikle İran'ın doğalgaz ihracatının büyük kısmını gerçekleştirdiği BAE ve Irak pazarları zarar gördü. Aynı şekilde, İran'ın serbest bölgeleri üzerinden yapılan re-export ticareti neredeyse durdu. Tahran, savaş sonrasında ekonomik toparlanma için Körfez sermayesine ihtiyaç duyarken, mevcut siyasi ortam bu yatırımların önünü tıkıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İran'ın Körfez komşularıyla ilişkilerindeki bu kırılma, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran tehdidini gerekçe göstererek savunma harcamalarını artırdı ve ABD ile askeri işbirliğini derinleştirdi. Aynı zamanda, İsrail ile normalleşme süreci hız kazandı. Öte yandan, savaştan en çok etkilenen ülkelerden biri olan Irak, İran ile Körfez ülkeleri arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışıyor ancak başarılı olamıyor. Küresel enerji piyasalarında ise İran'ın ham petrol ihracatı savaş sırasında yüzde 40 düştü ve bu durum OPEC+ içinde anlaşmazlıklara yol açtı. Çin ve Rusya, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi için çaba gösterse de, Körfez ülkelerinin baskısı nedeniyle somut adımlar atılamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem İran hem de Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Ankara, İran ile enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında işbirliği yaparken, Suudi Arabistan ve BAE ile son yıllarda normalleşme adımları atmıştı. İran-Körfez geriliminin tırmanması, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını zorlayabilir. Öte yandan, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefi kapsamında, İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması projesi, bu krizden olumsuz etkilenebilir. Ankara'nın, hem Tahran hem de Riyad ile diyaloğu sürdürerek arabulucu rolü üstlenmesi beklenebilir. Ancak, ABD yaptırımları ve bölgesel rekabet, Türkiye'nin manevra alanını sınırlıyor.