İran Dışişleri Bakanlığı, nükleer müzakereler kapsamında yaptırımların kaldırılması ve dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılması konusunda yapılan görüşmelerin önemli ölçüde ilerlediğini açıkladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, haftalık basın toplantısında, "Müzakere masasında somut adımlar atıldı ve taraflar arasında yapıcı bir diyalog sürüyor" ifadelerini kullandı. Kenani, özellikle İran'ın yurtdışındaki dondurulmuş banka hesaplarının çözülmesi ve petrol ihracatına yönelik yaptırımların hafifletilmesi konularında ilerleme kaydedildiğini belirtti. Bu açıklama, İran'ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (KOEP) yeniden canlandırmak için yürütülen dolaylı müzakerelerin hız kazandığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
İran ile ABD ve Avrupalı güçler arasında Viyana'da yürütülen müzakereler, Kasım 2022'den bu yana kesintili bir şekilde devam ediyor. Müzakerelerin temel amacı, ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği KOEP anlaşmasına geri dönülmesi ve İran'ın nükleer faaliyetlerinin kısıtlanması karşılığında yaptırımların kaldırılması. İran, son aylarda uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar yükselterek anlaşmanın hükümlerini ihlal etmiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerini kısıtlamıştı. Ancak diplomatik kaynaklar, İran'ın müzakere masasına daha esnek bir tutumla döndüğünü ve özellikle dondurulan varlıkların serbest bırakılması konusunda somut ilerleme kaydedildiğini bildiriyor. Kenani, Güney Kore ve Irak gibi ülkelerdeki İran varlıklarının çözülmesi için teknik görüşmelerin sürdüğünü belirtti.
Uzmanlar, İran'ın ekonomik sıkıntılarının bu esnekliğin arkasında yattığını belirtiyor. Yıllardır süren yaptırımlar, İran ekonomisini ciddi şekilde etkiledi ve yüksek enflasyon, işsizlik ve para biriminin değer kaybıyla sonuçlandı. İran'ın ham petrol ihracatı, 2018'de günde 2,5 milyon varilden 2020'de 200 bin varile kadar düşmüştü. Son dönemde Çin'e yapılan gayriresmi ihracatla bu miktar bir miktar artmış olsa da, resmi yaptırımlar hala yürürlükte. Bu nedenle, Tahran yönetimi için yaptırımların hafifletilmesi ve dondurulan varlıkların serbest bırakılması hayati önem taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, sadece İran ve Batı arasındaki nükleer anlaşma açısından değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki güç dengeleri açısından da kritik. İran'ın yaptırımlardan kurtulması, bölgedeki vekil güçlerine (Hizbullah, Husiler, Suriye'deki gruplar) daha fazla mali ve askeri destek sağlamasına olanak tanıyabilir. Öte yandan, İran'la yapılacak bir anlaşma, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel rakiplerini endişelendirecek. İsrail, uzun süredir İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekleri masada tutarken, Suudi Arabistan da İran'ın nüfuzunun artmasından rahatsızlık duyuyor. Müzakerelerin ilerlemesi, ABD'nin de Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltma stratejisiyle uyumlu. Biden yönetimi, Çin ve Rusya'ya odaklanmak için bölgede gerilimi azaltmak istiyor.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmeyi yakından izliyor. İran'ın yaptırımların hafifletilmesi durumunda günde 1-1,5 milyon varil ek petrol arzı sağlayabileceği tahmin ediliyor. Bu, özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle yüksek seyreden petrol fiyatlarını aşağı çekebilir. Ancak anlaşmanın ne zaman tamamlanacağı belirsiz. Tahran, ABD'nin kalıcı garantiler vermesi ve İran'ın İslam Devrim Muhafızları'nın terör listesinden çıkarılması gibi taleplerini sürdürüyor. Kenani, "Müzakerelerde ilerleme var ancak henüz sonuç aşamasına gelinmedi" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile Batı arasındaki bu müzakereler, Türkiye için hem fırsat hem de risk içeriyor. Yaptırımların hafifletilmesi, Türkiye-İran ticaretini ve enerji işbirliğini olumlu etkileyebilir; Türkiye, İran'dan doğalgaz ithalatında kolaylık sağlayabilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, PKK/PYD, Suriye ve Irak'taki Türkiye karşıtı yapılanmaları güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları gevşetmesi, Türkiye'nin Rusya ile enerji ilişkilerinde elini güçlendirebilir. Ankara, bu süreci dengi bir politika izleyerek yönetmeli; hem ekonomik kazanımları hem de güvenlik risklerini dikkate almalıdır.