Washington'un seçim savaşı olarak nitelendirilen İran müdahalesi, stratejik bir felakete dönüştü. Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da on yıllardır süren angajmanının ardından, İran'ın bölgesel nüfuzunu kırmak bir yana, Tahran'ı daha da güçlendirdi. Bu durum, Vietnam Savaşı'ndaki başarısızlığı bile gölgede bırakacak bir yenilgi olarak değerlendiriliyor. Artık İran, nükleer programından vekil güçlerine kadar ABD'nin çıkarlarına meydan okuyan bir aktör haline geldi.
Başarısızlığın Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik politikası, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana düşmanlık temelinde şekillendi. 2003 Irak işgali, İran'ın bölgedeki en büyük rakibi Saddam Hüseyin'i ortadan kaldırarak Tahran'a stratejik bir kazanım sağladı. Ardından Arap Baharı ve Suriye iç savaşı, İran'ın nüfuz alanını genişletmesine zemin hazırladı. ABD, İran'ı izole etmek için ekonomik yaptırımlar, askeri tehditler ve diplomatik baskı kullandı ancak bu yöntemlerin hiçbiri istenen sonucu vermedi.
Trump yönetiminin 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilmesi ve azami baskı politikası, İran'ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itti. Biden yönetimi müzakerelere dönmeye çalışsa da, anlaşmanın yeniden canlanması mümkün olmadı. İran, yüzde 60'a varan uranyum zenginleştirme seviyesine ulaşarak nükleer eşiğe yaklaştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın yükselişi, yalnızca ABD için değil, bölge ülkeleri ve küresel güçler için de ciddi sonuçlar doğuruyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez monarşileri, İran'ın füze programı ve vekil güçleri nedeniyle güvenlik endişesi taşıyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı hazırlıklarını sürdürüyor. Öte yandan Çin ve Rusya, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğu dolduruyor. Moskova, İran'a askeri ve teknolojik destek sağlarken, Pekin Tahran'ın en büyük petrol alıcısı olarak ekonomik bağları güçlendiriyor.
ABD'nin dikkatinin Ukrayna ve Asya-Pasifik'e kayması, Ortadoğu'daki angajmanını azaltmasına neden oldu. Ancak bu stratejik yeniden konumlanma, İran'a bölgesel hegemon olma fırsatı verdi. Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran yanlısı milisler, Tahran'ın nüfuzunu artıran araçlar haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nüfuz kazanması, Türkiye için çok yönlü bir sınav oluşturuyor. Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik endişeleriyle İran'ın vekil güçleri doğrudan çatışıyor. PKK/YPG'ye karşı yürütülen operasyonlar, İran'ın desteklediği gruplarla karşı karşıya gelebiliyor. Ayrıca İran'ın nükleer programı, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Ankara, Rusya ve İran'la Astana süreci kapsamında işbirliği yaparken, Batı ile bağlarını korumaya çalışıyor. Bu hassas denge, Türkiye'nin hem diplomatik hem de askeri olarak esnek bir politika izlemesini gerektiriyor.