İran ve İsrail, haftalardır süren karşılıklı misilleme saldırılarının ardından, tam ölçekli bir savaşa sürüklenmekten son anda kaçındı. İki ülke arasındaki gerilim, İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği ve üst düzey İranlı komutanların öldüğü saldırının ardından tırmanmış, İran'ın İsrail topraklarına yönelik benzeri görülmemiş doğrudan füze ve insansız hava aracı saldırısıyla zirveye ulaşmıştı. Uluslararası toplumun ateşkes çağrıları ve ABD'nin arabuluculuk çabaları sayesinde taraflar geri adım atarak savaşın önüne geçti.
Gelişmenin arka planı
Gerilim, 1 Nisan'da İsrail'in Şam'daki İran Büyükelçiliği'ne bağlı konsolosluk binasına düzenlediği hava saldırısıyla başladı. Saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun Kudüs Gücü komutanlarından Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahedi ve beraberindeki altı üst düzey askeri yetkili hayatını kaybetti. İran, bu eylemi egemen topraklarına yönelik bir saldırı olarak nitelendirerek misilleme yapacağını duyurdu.
Nitekim 13 Nisan gecesi İran, İsrail'e yönelik tarihindeki ilk doğrudan saldırısını gerçekleştirdi. Yüzlerce insansız hava aracı, seyir füzesi ve balistik füze fırlatan İran, İsrail hava savunmasını aşmayı hedefledi. Ancak İsrail, ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün'ün de desteğiyle saldırıların büyük bölümünü hava sahasına girmeden imha etti. İsrail ordusu, saldırıda yalnızca bir askeri üste küçük çaplı hasar oluştuğunu ve sivil kayıp yaşanmadığını açıkladı.
Uluslararası toplum, artan tansiyonun bölgesel bir savaşa dönüşmesinden endişe duydu. BM, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülke ve kuruluş, taraflara itidal çağrısı yaptı. ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde, karşı misilleme yapılması durumunda ABD'nin desteğinin sınırlı olacağını ima ederek İsrail'i geri adım atmaya ikna etti.
Bunun üzerine İsrail, 19 Nisan'da İran'ın İsfahan kentindeki bir hava üssüne sınırlı bir drone saldırısı düzenledi. Saldırıda büyük bir hasar oluşmazken, İran da bu eyleme geniş çaplı bir yanıt vermeyerek gerilimi düşürmeyi tercih etti. Böylece taraflar, savaşın eşiğinden dönmüş oldu.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail çatışmasının yatışması, tüm Ortadoğu'yu rahatlatan bir gelişme olarak kayıtlara geçti. Zira bu iki ülke arasında doğrudan bir savaş, Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak'taki vekil güçler aracılığıyla bölgesel bir yangına dönüşme potansiyeli taşıyordu. Özellikle Hizbullah'ın İran'ın yanında savaşa dahil olması, İsrail'in kuzey cephesini tehlikeye atabilirdi. Ayrıca ABD ve Rusya gibi küresel güçlerin de dolaylı olarak çatışmaya çekilme riski mevcuttu.
İki ülkenin geri adım atmasında, ekonomik kaygılar da önemli rol oynadı. İran, yıllardır süren yaptırımlar altında ekonomik krizle boğuşurken, büyük bir savaşın getireceği maliyetin altından kalkamayacağının farkındaydı. İsrail ise yüksek savunma bütçesine rağmen, uzun süreli bir çatışmada askeri ve sivil kayıpların artacağını hesapladı. ABD'nin baskısı da İsrail'in misillemeyi sınırlı tutmasında belirleyici oldu.
Bölgesel güçlerden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, istikrarın korunması yönünde açıklamalar yaparken, Ürdün hava sahasını İran saldırılarına kapatarak İsrail'e lojistik destek sağladı. Bu durum, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında İran tehdidi etrafında şekillenen gayriresmî ittifakı bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasındaki bu krizin yatışmasından duyduğu memnuniyeti resmî olarak dile getirdi. Ankara, iki komşusu arasında topyekûn bir savaşın patlak vermesi halinde enerji hatları, ticaret yolları ve sığınmacı akını gibi konularda doğrudan etkilenecekti. Ayrıca Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri varlığı ve bu ülkelerdeki İran destekli gruplarla mücadelesi, savaş durumunda daha da karmaşık hale gelecekti. Dolayısıyla tansiyonun düşmesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar politikasına ve ekonomik çıkarlarına olumlu yansıyacaktır. Ancak İran ve İsrail arasındaki gerginliğin kalıcı olarak çözülmediği, yalnızca ertelendiği unutulmamalıdır.