Tahran'ın Beyrut'a yönelik İsrail saldırılarına misilleme olarak İsrail topraklarına füzeler fırlatmasının ardından İran ve İsrail arasında tehditler giderek sertleşiyor. İki ülke arasındaki bu son karşılıklı tehdit dalgası, Ortadoğu'da uzun süredir devam eden gerginliği yeni bir boyuta taşıdı. İran Devrim Muhafızları, İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarına yanıt olarak gerçekleştirildiğini açıkladığı füze saldırısının başarılı olduğunu ve hedeflerin vurulduğunu duyurdu. İsrail ise saldırıya karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu belirterek İran'a yönelik sert bir uyarıda bulundu. ABD ve Avrupa Birliği ise taraflara itidal çağrısı yaparken, bölgesel savaş riskinin arttığına dikkat çekiyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail'in geçtiğimiz haftalarda Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah'a ait olduğu belirtilen noktalara düzenlediği hava saldırıları, İran'ı harekete geçirdi. Tahran yönetimi, Lübnan'daki müttefikine yönelik saldırıları kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak nitelendirdi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail'in Lübnan halkına karşı işlediği suçlar karşılıksız kalmamalıdır" ifadelerini kullandı.
İran'ın attığı füzelerin bir kısmının İsrail hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği, ancak bazılarının hedeflerine ulaştığı belirtiliyor. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda can kaybı yaşanmadığı, ancak maddi hasar meydana geldiği bildirildi. İsrail Başbakanı, "İran'ın bu pervasız saldırısına en sert şekilde karşılık vereceğiz" dedi.
Uzmanlar, bu olayın İran ile İsrail arasında daha önce sıklıkla gölge savaş olarak yürütülen çatışmayı açık bir çatışmaya dönüştürme riski taşıdığını belirtiyor. İki ülke arasında son yıllarda Suriye'de, Irak'ta ve denizlerde yaşanan vekalet savaşları, bu kez doğrudan bir müdahale ile yeni bir aşamaya geçmiş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sarsıcı nitelikte. Lübnan'da Hizbullah ile İsrail arasında sınırda yaşanan çatışmalar, İran'ın devreye girmesiyle birlikte bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, gerilimin daha fazla tırmanmaması için diplomatik girişimlerde bulunuyor.
Küresel ölçekte ise ABD, İsrail'in en büyük müttefiki olarak olayı yakından izliyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "İsrail'in kendini savunma hakkını destekliyoruz" denilirken, İran'a yönelik yeni yaptırımların gündemde olduğu belirtiliyor. Rusya ise bölgede gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunarak taraflar arasında arabuluculuğa hazır olduğunu iletti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi konuyu acil toplantıya çağırırken, uluslararası toplum ateşkes ve diyalog çağrılarını artırıyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer programı ve İsrail'in buna yönelik tehditleri göz önüne alındığında, bu krizin çok daha büyük bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıdığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasında tırmanan bu gerilimde dengeli bir pozisyon izlemeye çalışıyor. Ankara, bölgesel istikrarın bozulmasının kendi güvenliğini doğrudan etkileyeceğinin farkında. İran ile enerji ve ticari ilişkileri olan Türkiye, aynı zamanda İsrail ile de son dönemde normalleşme adımları atmıştı. Bu kriz, Türkiye'nin hem Kafkasya hem de Ortadoğu politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Özellikle Suriye ve Irak'ta artan İran etkisi, Türkiye için güvenlik riski oluştururken, İsrail'in bölgesel hamleleri de Ankara'nın itidalli bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü oynaması ve tarafları diyaloğa teşvik etmesi bekleniyor.