İran ve Amerika Birleşik Devletleri, 19 Haziran tarihinde başlamak üzere iki ay sürecek barış görüşmelerine hazırlanıyor. Bu gelişme, Batı Asya'da yıllardır süren gerilimin ardından diplomatik bir çözüm arayışının en somut adımı olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, eski ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Lübnan'da Hizbullah militanlarına yönelik askeri taktiklerine nadir görülen bir kamu eleştirisi yöneltti. Trump, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail'in orantısız güç kullandığını ve sivil kayıpların arttığını belirtti. Bu çıkış, Trump'ın geleneksel olarak İsrail'e verdiği güçlü desteğin aksine, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirebilecek bir diplomatik açılım olarak yorumlanıyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Detayları
İran ve ABD arasındaki barış görüşmeleri, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) akıbeti, bölgesel güvenlik düzenlemeleri ve yaptırımların kaldırılması gibi kritik başlıkları kapsayacak. İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerin tarafsız bir ülkede, muhtemelen Umman veya Katar'da gerçekleşeceğini duyurdu. ABD tarafı ise, görüşmelerin başlaması için İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini düşürmesini ve bölgedeki vekil güçlere desteğini durdurmasını ön koşul olarak sunuyor. İran ise, tüm yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer programının barışçıl doğasının tanınmasını talep ediyor. Bu zıt talepler, müzakerelerin zorlu geçeceğine işaret ediyor.
Trump'ın İsrail eleştirisi ise, Washington'un Ortadoğu politikasında bir kırılma olarak görülüyor. Trump, Beyaz Saray'daki görev süresi boyunca İsrail'e kayıtsız şartsız destek vermiş, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve Golan Tepeleri'nde İsrail egemenliğini kabul etmişti. Ancak son açıklaması, İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a karşı yürüttüğü operasyonlarda aşırıya kaçtığı yönündeki uluslararası eleştirilere katıldığını gösteriyor. Trump'ın danışmanları, bu çıkışın kişisel bir tepkiden ziyade, ABD'nin Ortadoğu'da daha dengeli bir politika izleme sinyali olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-ABD görüşmeleri, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Batı Asya'nın güvenlik mimarisini etkileyecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la olası bir anlaşmanın bölgedeki nüfuz mücadelesini nasıl etkileyeceğini endişeyle izliyor. Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran destekli gruplar, bu görüşmelerden doğrudan etkilenecek aktörler. Öte yandan, İsrail İran'la yapılacak herhangi bir anlaşmanın kendi güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ile koordinasyon içinde olduklarını ancak kendi kırmızı çizgilerini koruyacaklarını açıkladı. Küresel düzeyde ise, Rusya ve Çin, İran'la yapılacak bir anlaşmanın uluslararası enerji piyasalarını ve petrol fiyatlarını etkileyebileceğini hesaplıyor.
Trump'ın İsrail eleştirisi ise, özellikle Avrupa'da memnuniyetle karşılandı. Almanya, Fransa ve İngiltere, İsrail'in Lübnan'da uluslararası hukuka uygun hareket etmesi gerektiğini vurguluyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Trump'ın açıklamasının ardından yaptığı yazılı açıklamada, "Sivillerin korunması ve orantılılık ilkesi evrenseldir" ifadesini kullandı. Bu gelişme, Batılı ülkelerin İsrail'e yönelik eleştirilerinin arttığı bir döneme denk geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler yürüten bir ülke olarak, bu görüşmelerden doğrudan etkilenecektir. İran'la ekonomik işbirliği ve enerji ithalatı, yaptırımların kaldırılmasıyla ivme kazanabilir. ABD ile ise NATO ve bölgesel güvenlik konularında işbirliği derinleşebilir. Ancak Türkiye'nin İsrail'le son dönemde bozulan ilişkileri, Trump'ın eleştirisinin Ankara tarafından nasıl yorumlanacağı sorusunu akla getiriyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve Kıbrıs meselesinde İsrail'le karşı karşıya gelirken, Trump'ın çıkışı Ankara'ya dolaylı bir diplomatik alan açabilir. Bölgesel düzeyde ise, İran-ABD anlaşması, Suriye ve Irak'taki Türkiye'nin güvenlik kaygılarını da etkileyebilir. Türkiye'nin, görüşmelerin başarıya ulaşması halinde oluşacak yeni bölgesel düzende söz sahibi olmak için diplomatik girişimlerini artırması bekleniyor.