İran, bugün ekonomik ve siyasi olarak 1985'teki Sovyetler Birliği'nden çok daha zayıf bir konumda bulunuyor. Ülkenin can damarı olan petrol ihracatı ve bankacılık sistemi üzerindeki uluslararası baskı, rejimi tarihinin en büyük krizlerinden birine sürüklüyor. Bazı analistlere göre bu durum, Tahran yönetiminin sonunun başlangıcı olabilir. Bu yazıda, İran'ın içinde bulunduğu kırılganlığın nedenlerini, Sovyetler Birliği ile karşılaştırmalı olarak ele alacak ve olası senaryoları değerlendireceğiz.
Ekonomik Kısıtlamalar ve Halkın Öfkesi
ABD'nin azami baskı politikaları ve uluslararası yaptırımlar, İran'ı uluslararası finans sisteminden izole etmiş durumda. Petrol ihracatı neredeyse yarı yarıya düşerken, ülke içinde enflasyon ve işsizlik rekor seviyelere ulaştı. Rial, son birkaç yılda dolar karşısında değer kaybederek halkın alım gücünü eritti. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in otoritesi, artan protesto dalgaları ve halkın ekonomik hoşnutsuzluğu karşısında her geçen gün daha fazla sorgulanıyor. 2019'daki yakıt zammı protestoları ve ardından gelen güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, rejimin toplumsal desteğinin ne kadar zayıfladığını gözler önüne serdi. Bu durum, Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde yaşanan ekonomik durgunluk ve toplumsal memnuniyetsizlikle önemli benzerlikler taşıyor.
İran'da devlet gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturan enerji sektörü, uluslararası şirketlerin çekilmesiyle birlikte teknolojik ve altyapısal olarak da gerileme yaşıyor. Yaptırımlar nedeniyle petrol ve doğalgaz ihracatından elde edilen gelirler azalırken, ülke ekonomisi büyük oranda devlet destekli ve yaptırımlardan muaf küçük işletmelere bağımlı hale geldi. Ancak bu sektörlerin bile sürdürülebilirliği, dış ticaretin sağlanması üzerine kurulu. Bu kırılgan yapı, rejimin içerideki sosyal harcamalarını azaltmasına ve halkın temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırmasına neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın zayıflaması, yalnızca iç politikada değil, bölgesel güç dengelerinde de ciddi değişimlere yol açıyor. Tahran'ın uzun yıllardır desteklediği Suriye'deki Beşar Esad rejimi, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi vekalet güçleri, İran'ın azalan mali kaynakları nedeniyle yeni zorluklarla karşı karşıya. Bu durum, İsrail'in bölgedeki konumunu güçlendirirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin İran'a karşı olan güvenlik kaygılarını bir nebze hafifletiyor. Öte yandan, İran'da yaşanacak olası bir iktidar değişikliği veya çöküş, bölgesel istikrarı derinden etkileyebilir ve yeni bir göç dalgasına, silahlı çatışmalara ve hatta nükleer silahların kontrolü gibi konularda belirsizliklere yol açabilir.
Küresel enerji piyasaları açısından da İran kritik bir öneme sahip. Ülkenin istikrarsızlığı, Basra Körfezi'nden geçen petrol sevkiyatını tehdit edebilir ve dünya enerji fiyatlarını daha da yükseltebilir. Ayrıca İran'ın nükleer programı, uluslararası toplumun sürekli gündeminde olan bir başka kriz noktası. Zayıflayan bir İran, nükleer anlaşmaya geri dönüş konusunda daha esnek davranabileceği gibi, rejimin ayakta kalma mücadelesi verdiği bir ortamda daha radikal ve öngörülemez politikalar izleme riski de taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki istikrarsızlık, Türkiye için hem fırsat hem de risk unsuru taşıyan bir durum. Türkiye, İran ile derin ekonomik bağlara sahip; doğal gaz ithalatının önemli bir kısmını Tahran'dan karşılıyor. Olası bir çöküş, enerji arzında kesintilere neden olabilir ve Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın parçalanması halinde ortaya çıkabilecek göç hareketleri ve sınır güvenliği sorunları, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Bölgesel anlamda ise Türkiye, İran'ın zayıflamasıyla birlikte Orta Doğu'daki etkisini artırabilir, ancak bu süreçte İran'ın müttefikleriyle ve nükleer dosyada yaşanabilecek belirsizliklerle başa çıkmak zorunda kalabilir. Türk dış politikası, şu ana kadar İran'daki rejim değişikliğini teşvik etmekten ziyade istikrarı koruma odaklı bir yaklaşım sergiliyor; ancak yaşanacak her türlü sürpriz gelişme, Türkiye'nin bu politikalarını gözden geçirmesini gerektirebilir.