İran'daki askeri operasyonların, ABD'nin iç siyasetinde özellikle Cumhuriyetçi Parti (GOP) üzerinde önemli siyasi riskler yarattığı belirtiliyor. Öte yandan, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminde güç kullanımının nadir olmadığını ortaya koyan yeni bir rapor yayımlandı. Bu iki gelişme, ABD'de hem dış politika hem de iç güvenlik alanında tartışmaları alevlendirmiş durumda.
Gelişmenin Arka Planı
İran'da süregelen çatışmaların, özellikle 2025 yılında Trump yönetiminin askeri müdahalesi sonrası tırmanmasıyla birlikte, GOP içinde derin bir siyasi hesaplaşma başladı. Parti içindeki şahin kanat, İran'ın nükleer programını durdurma ve bölgesel etkisini azaltma hedefiyle operasyonları desteklerken, ılımlılar uzun vadeli maliyetler ve Orta Doğu'da yeni bir kriz riskine dikkat çekiyor. Savaşın popülaritesi düştükçe, GOP'un 2026 ara seçimlerinde sandalye kaybetme olasılığı artıyor. Anketler, Amerikan halkının %60'ının İran'daki savaşı desteklemediğini gösteriyor. Bu durum, Trump'ın kendi partisi içindeki muhalefeti de büyütüyor; geçtiğimiz hafta üç Cumhuriyetçi senatör, savaş yetkisinin sınırlandırılması için bir yasa tasarısı sundu.
Diğer taraftan, ICE'nin güç kullanımına dair yayımlanan rapor, 2025 yılının ilk altı ayında, önceki yılın aynı dönemine göre %30 artışla 1.200'den fazla olayın kaydedildiğini ortaya koyuyor. Rapor, bu olayların %80'inde fiziksel güç kullanıldığını, %20'sinde ise silah veya diğer taktiklerin devreye girdiğini belirtiyor. Gözaltı merkezlerindeki ölümler de arttı; 2025'te şu ana kadar 15 kişi hayatını kaybetti. İnsan hakları grupları, Trump'ın ikinci döneminde uygulanan sert göç politikalarının bu artışta doğrudan etkili olduğunu savunuyor. Beyaz Saray ise raporu “yanıltıcı” olarak nitelendirirken, ICE’nin yasal prosedürlere uygun hareket ettiğini iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'daki savaş, sadece ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun jeopolitik dengelerini de etkiliyor. İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler, ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonlarını dolaylı olarak desteklerken, Irak ve Türkiye gibi komşu ülkeler istikrarsızlıktan endişe ediyor. Rusya ise İran ile askeri işbirliğini derinleştiriyor; Suriye'deki varlığı da savaşın yayılma riskini artırıyor. Küresel petrol piyasaları, İran'daki gerilim nedeniyle dalgalanırken, ham petrol fiyatları varil başına 95 doları geçmiş durumda. Bu durum, ABD'de enflasyonu yeniden tetikleme potansiyeli taşıyor ve Biden yönetiminin ekonomik mirasını zayıflatıyor. ICE raporu ise ABD'nin uluslararası itibarına gölge düşürüyor; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, konuyu gündemine almayı değerlendiriyor. AB içinde, özellikle Almanya ve Fransa, ABD'ye göçmen politikalarında insan haklarına saygı çağrısı yaparken, bu durum transatlantik ilişkilerde yeni bir gerginlik kaynağı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki savaş, Türkiye için doğrudan güvenlik tehdidi oluşturuyor. Sınır komşusu İran'da çatışmaların tırmanması, Türkiye'nin PKK/YPG ile mücadelesini ve Suriye politikasını etkileyebilir. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki yükseliş enerji ithalatçısı Türkiye'nin cari açığını büyütebilir. ICE raporu ise Türk vatandaşlarının ABD'de göçmenlik süreçlerini etkileyebilir; sert uygulamaların Türk-Amerikan toplumu üzerinde moral bozucu etkisi olabilir. Türkiye, her iki konuda da diplomatik dengeleri gözetmek zorunda; NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini korurken, İran'la savaşa sürüklenmemek için temkinli bir duruş sergiliyor.