ABD ile İran arasındaki askeri gerilim, 100. gününe ulaşmasına rağmen sona ermekten uzak görünüyor. Başkan Donald Trump, seçim kampanyasında Amerikan askerlerini uzun süreli yurtdışı çatışmalardan çekme sözü vermesine rağmen, Tahran yönetimiyle angajmanın kısa vadede bitmeyeceği sinyalini veriyor. Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, 'yeni bir savaş başlatmama' vaadinde bulunduğunu reddederken, İran ile çatışmanın başlangıcını kendisinin değil, önceki yönetimin politikalarının tetiklediğini öne sürdü. Ancak sahadaki gelişmeler, özellikle Basra Körfezi'ndeki deniz operasyonları ve Yemen'deki vekalet savaşının tırmanması, çatışmanın genişleyerek devam edeceğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Vaadedilen 'bitiş' neden gerçekleşmedi?
Trump'ın 2016 seçim kampanyası, 'bitmek bilmeyen savaşları sonlandırma' vaadi üzerine kurulmuştu. Başkanlığının ilk yıllarında bu söylemi sürdüren Trump, 2020 başlarında İranlı general Kasım Süleymani'ye yönelik suikast emriyle aslında yeni bir krizin fitilini ateşledi. O tarihten bu yana ABD, İran destekli milislerle Irak ve Suriye'de düşük yoğunluklu bir çatışma yürütüyor. 100 gün önce ise, İran'ın nükleer programına yönelik yeni yaptırımlar ve Körfez'deki tanker krizinin ardından taraflar arasında doğrudan askeri temaslar başladı. Pentagon kaynakları, bu süreçte ABD'nin İran'a ait en az 12 hedefi vurduğunu, İran'ın da benzer sayıda misilleme yaptığını belirtiyor. Ne var ki ne Washington ne de Tahran, topyekün savaş ilan etti; çatışma 'gölge savaş' formatında sürüyor.
Trump'ın iç siyasetteki konumu da bu durumu etkiliyor. Seçimlere bir yıldan az süre kala, yeni bir Orta Doğu savaşının kamuoyu desteğini kaybettireceğini bilen Başkan, çatışmayı sonlandırmak için İran'a yönelik dolaylı müzakereleri devreye soktu. Ancak İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Trump'ın 'maksimum baskı' politikasının başarısız olduğunu söyleyerek, nükleer anlaşma dışında herhangi bir görüşmeyi reddettiklerini açıkladı. Bu kilitlenme, savaşın dinamosu olan bölgesel vekalet aktörlerini daha da güçlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve İsrail faktörü
100 günlük çatışma, küresel enerji piyasalarına da doğrudan yansıdı. Brent petrolün varil fiyatı, bu süreçte 55 dolardan 72 dolara yükseldi. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine ilişkin endişelerin fiyatları yukarı çektiğini belirtiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD ve İngiltere ile ortak devriyeler başlatırken, İran ise 'hiçbir ülkeye saldırmadığını' ancak 'meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu' bildirdi. Bu belirsizlik, Asya ve Avrupa'daki ithalatçı ülkeleri alternatif tedarik yolları aramaya itti.
İsrail ise çatışmanın en önemli dolaylı aktörlerinden biri. Netanyahu hükümeti, İran'ın Suriye'deki askeri varlığına yönelik hava operasyonlarını artırırken, ABD'ye de daha sert bir tutum alması yönünde baskı yapıyor. Öte yandan Rusya, çatışmanın tırmanmasını engellemek için devreye girmeye çalışıyor; Moskova'nın aracılık ettiği görüşmelerde, İran'ın nükleer programına kısıtlama getirmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi senaryosu masada. Ancak Trump'ın bu hafta yaptığı 'İran'la anlaşma yoksa askeri seçenek masada' açıklaması, diplomatik çözüm umutlarını zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışmasının 100 günü aşması, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrarsızlığı derinleştiriyor. Irak ve Suriye'deki vekalet savaşları, Türkiye'nin terörle mücadelesini ve sınır ötesi operasyonlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle İran destekli Haşdi Şabi unsurlarının Musul ve Kerkük'teki varlığı, Ankara'nın Irak'taki siyasi ve ekonomik çıkarlarını tehdit ediyor. Ekonomik boyutta ise artan petrol fiyatları, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını yukarı çekerken, Rusya ve İran'la yürütülen doğalgaz müzakerelerinde elini zayıflatıyor. Türkiye, bir yandan İran'la ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan ABD yaptırımlarına uyum sağlamak zorunda kalıyor. Bu ikilem, Ankara'nın bölgede denge politikasını daha da kırılgan hale getiriyor.