Basra Körfezi'nde yıllardır süren gerilimin ardından İran ile ABD arasında varılması muhtemel bir anlaşma, Körfez ülkelerinin kolektif güvenlik yapılarını yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Uzmanlara göre, bu diplomatik adım, bölgedeki askeri ittifakların ve güvenlik önceliklerinin yeniden değerlendirilmesi için kritik bir pencere açabilir. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri, İran tehdidinin azalması durumunda, mevcut güvenlik mimarisini sorgulamaya başlayabilir ve daha bağımsız veya çok taraflı bir savunma stratejisine yönelebilir.
Gelişmenin Arka Planı
İran ile ABD arasındaki nükleer müzakerelerin yeniden başlaması ve olası bir anlaşma, Körfez ülkelerinin güvenlik algısını doğrudan etkileyecek bir dönüm noktası olarak görülüyor. Son on yılda, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın bölgesel nüfuzuna karşı koymak için ABD başta olmak üzere Batılı güçlerle askeri işbirliğini derinleştirdi. Ancak Washington'un bölgeden askeri olarak çekilme sinyalleri ve Yemen'deki Husilerle ilişkilerin normalleşme eğilimi, Körfez monarşilerini alternatif güvenlik arayışlarına itiyor. KİK içindeki Suudi-BAE rekabeti, Katar ile yeniden tesis edilen diyalog ve Umman'ın arabuluculuk çabaları, yeni bir kolektif güvenlik modelinin zeminini hazırlıyor.
İran'la olası bir anlaşma, yalnızca askeri tehditleri azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik entegrasyonu da teşvik edebilir. Enerji ticareti, transit yollar ve yatırım projeleri, güvenlik işbirliğini tamamlayıcı unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programının tamamen durdurulmayacağı endişesiyle, savunma harcamalarını kısmaya yanaşmayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Körfez'de yeni bir kolektif güvenlik mimarisi, yalnızca bölgeyi değil, küresel enerji akışını ve Asya-Pasifik'ten Avrupa'ya uzanan ticaret yollarını da etkileyecektir. Çin'in bölgedeki artan ekonomik nüfuzu, ABD'nin askeri varlığının azalmasıyla birlikte, Pekin'in daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesine yol açabilir. Rusya da, Suriye'deki angajmanı ve İran'la ilişkileri sayesinde bölgesel bir denge unsuru haline gelmiştir. Körfez ülkeleri için temel soru, bağımsız bir savunma kapasitesi mi yoksa büyük güçler arasında bir denge mi kuracaklarıdır. İsrail'in normalleşme süreci (Abraham Anlaşmaları) da, İran tehdidine karşı ortak hava savunma sistemleri gibi pragmatik işbirliklerine kapı aralamıştır.
Bu bağlamda, KİK ülkelerinin 2020'de imzaladığı ortak askeri komuta yapısı henüz bebeklik aşamasındadır. Ancak İran'la barış, bu yapının hızla olgunlaşmasına ve belki de NATO benzeri bir kolektif savunma mekanizmasına dönüşmesine zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez'deki bu güvenlik dönüşümü, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. İran'la olası bir uzlaşı, Türkiye'nin Kafkasya ve Suriye'deki İran destekli aktörlerle mücadelesini dolaylı olarak etkileyebilir. Öte yandan, Körfez ülkelerinin ABD'ye bağımlılığının azalması, Ankara'nın Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile savunma sanayii işbirliklerini derinleştirme fırsatı sunabilir. Ancak yeni kolektif güvenlik yapılanması, Türkiye'nin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki çıkarlarıyla çelişebilecek bir Yunanistan-İsrail eksenini güçlendirebilir. Bu nedenle, Türk dış politikasının bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesi ve Körfez ülkeleriyle çok boyutlu ilişkilerini güçlendirmesi stratejik bir öneme sahiptir.