ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları altıncı ayına girerken, Pekin'deki politika yapıcılar, çatışmanın süresine ve küresel ekonomiye etkilerine ilişkin giderek artan bir belirsizlikle karşı karşıya. Önde gelen bir ekonomist, Çinli yetkililerin kafasını kurcalayan iki kritik soruya dikkat çekti: Çatışma daha ne kadar sürebilir ve bu durum, Çin'in mevcut ekonomik politikalarında revizyonu zorunlu kılacak mı? Bu sorular, Çin'in Orta Doğu'daki enerji bağımlılığı, küresel ticaret yolları ve ABD ile jeopolitik rekabeti göz önüne alındığında hayati önem taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Savaş, Haziran ayında İran'ın nükleer tesislerine yönelik sürpriz bir İsrail saldırısıyla başladı ve kısa sürede ABD'nin de dahil olduğu geniş çaplı bir çatışmaya dönüştü. İran'ın misillemeleri, Basra Körfezi'ndeki nakliye hatlarını ve Suudi Arabistan'daki enerji altyapısını hedef aldı. Bu durum, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı ve Çin gibi enerji ithalatçısı ülkeleri doğrudan etkiledi. Çin, ham petrol ihtiyacının yaklaşık yarısını Orta Doğu'dan karşılıyor ve bu bölgedeki istikrarsızlık, Pekin'in enerji güvenliği stratejilerini zorluyor.
Pekin'deki politika yapıcılar, savaşın uzaması halinde küresel tedarik zincirlerinde yaşanacak aksaklıkların, Çin'in ihracata dayalı büyüme modelini tehdit edebileceğini hesap ediyor. Özellikle Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle Asya-Avrupa ticaret rotalarının sekteye uğraması, Çinli şirketlerin navlun maliyetlerini artırdı ve teslimat sürelerini uzattı. Bu durum, Çin'in dış ticaret hacminde gözle görülür bir yavaşlamaya neden oldu.
Ekonomistler, Çin'in bu krize karşı iki temel önceliği olduğunu vurguluyor: Enerji arzının güvence altına alınması ve ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi. Bu nedenle Pekin, hem Rusya'dan yapılan indirimli petrol alımlarını artırdı hem de Orta Doğu'daki enerji yatırımlarını çeşitlendirme yolları arıyor. Ancak bu adımlar, ABD'nin yaptırım rejimiyle çelişebilir ve Washington ile arasındaki gerilimi daha da tırmandırabilir.
Bölgesel veya küresel boyut
Savaşın küresel ekonomik etkileri, Çin'in politika hesaplarını altüst edebilecek boyutta. Petrol fiyatlarındaki artış, küresel enflasyonu yeniden alevlendirme riski taşırken; Çin Merkez Bankası'nın büyümeyi desteklemek için faiz oranlarını düşürme alanını daraltıyor. Aynı zamanda ABD'nin uyguladığı yaptırımlar, Çin'in İran'dan ham petrol ithalatını doğrudan etkiliyor ve Çinli şirketleri alternatif pazarlar aramaya itiyor.
Çin, hem İran'la hem de Suudi Arabistan'la güçlü ekonomik bağları olan nadir ülkelerden biri. Bu durum, Pekin'in bölgede arabuluculuk rolü oynamasına imkân tanıyor. Ancak savaşın derinleşmesi, Çin'in iki ülkeyle de ilişkilerini zorlayabilir. Özellikle Çin'in Suudi Arabistan'la olan stratejik ortaklığı, İran'la olan petrol ticareti anlaşmalarıyla çatışabilir. Bu denge, Pekin'in dış politika esnekliğini test ediyor.
Uzmanlar, Çin'in savaşın sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerini artırabileceğini, ancak ABD'nin bu çabalarına mesafeli yaklaşabileceğini belirtiyor. Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ateşkes kararlarını desteklerken, Batılı ülkeler tarafından İran'a yönelik daha sert yaptırımları veto etme eğiliminde. Bu durum, Pekin'in uluslararası arenada bağımsız bir aktör olarak konumunu güçlendirse de, Batı ile ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran savaşının Türkiye açısından doğrudan ve dolaylı etkileri bulunuyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü İran ve Orta Doğu'dan karşılıyor; bu nedenle petrol fiyatlarındaki artış, cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyebilir. Öte yandan Türkiye, bölgede arabuluculuk rolü oynamaya çalışırken, savaşın uzaması göç dalgalarını ve sınır güvenliğini tehdit edebilir. Ankara, hem İran hem de ABD ile iletişim kanallarını açık tutarak, çatışmanın tırmanmasını önlemek için diplomatik çaba sarf ediyor. Türkiye'nin bu hassas dönemde enerji tedarik güvenliğini sağlaması ve ekonomik istikrarını koruması, bölgesel gelişmelerden en az Çin kadar etkilenecek stratejik bir öncelik olarak öne çıkıyor.