ABD ile İran arasında artan gerilim ve olası bir savaş ihtimaline rağmen, geniş kitlelerin katıldığı savaş karşıtı protestolar beklenen düzeyde gerçekleşmedi. The Intercept'in haberine göre, kamuoyu araştırmaları savaşın son derece popüler olmadığını gösterse de, geleneksel anlamda kitlesel bir barış hareketi ortaya çıkmadı. Bu durum, savaş karşıtı aktivizmin tanıdık biçimlerinin neden görünür olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Protestoların Yokluğu ve Kamuoyu
Son dönemde ABD'nin İran'a yönelik askeri tehditleri ve yaptırımları artarken, Irak Savaşı öncesinde olduğu gibi sokaklarda yüz binlerce kişinin katıldığı gösteriler düzenlenmedi. Oysa anketler, Amerikan halkının büyük çoğunluğunun İran ile yeni bir savaşa karşı olduğunu ortaya koyuyor. The Intercept, bu sessizliğin nedenlerini sorgularken, savaş karşıtı hareketin tanınma biçimlerinin değiştiğini vurguluyor. Geleneksel kitle protestoları yerine, dijital aktivizm, yerel topluluk örgütlenmeleri ve lobi faaliyetleri gibi daha az görünür yöntemler öne çıkmış olabilir. Ayrıca, medyanın ve siyaset kurumunun savaş konusundaki tutumu, kamuoyunun tepkisini yeterince yansıtmıyor olabilir.
Uzmanlar, 2003 Irak Savaşı öncesindeki büyük yürüyüşlerin artık aynı etkiyi yaratmadığını, çünkü savaş karşıtı hareketin yorgunluk ve hayal kırıklığı yaşadığını belirtiyor. Bununla birlikte, İran savaşına karşı çıkan grupların çeşitli etkinlikleri (imza kampanyaları, kongre üyelerine mektup yazma, sosyal medya kampanyaları) sürüyor, ancak bunlar kitlesel bir hareket olarak algılanmıyor. The Intercept, bu durumun, savaşın popüler olmamasına rağmen siyasi elitlerin savaşa yönelmesini engellemek için yeterli baskıyı oluşturmadığını ima ediyor.
Değişen Aktivizm ve Medya Etkisi
Savaş karşıtı hareketin görünürlüğündeki azalma, aktivizmin dönüşümüyle de ilgili. 2000'lerdeki büyük protestolar, ana akım medyada geniş yer bulurken, bugün sosyal medya platformları ve çevrimiçi imza kampanyaları ön plana çıktı. Ancak bu dijital eylemler, sokak protestolarının yarattığı görsel etkiyi ve siyasi baskıyı oluşturmakta zorlanıyor. Ayrıca, İran konusundaki karmaşık jeopolitik denklem (nükleer anlaşma, bölgesel nüfuz, İsrail faktörü) kamuoyunun kafasını karıştırabiliyor ve net bir barış hareketi oluşturmayı zorlaştırıyor. The Intercept, savaş karşıtı grupların İran'daki insan hakları ihlalleri gibi konularda bölünmüş olabileceğini de ima ediyor; bu da ortak bir zemin bulmayı engelliyor.
Öte yandan, ABD Kongresi'ndeki bazı üyeler savaş yetkisi konusunda endişelerini dile getirse de, bu muhalefet kitlesel bir hareketle desteklenmediği için sınırlı kalıyor. The Intercept'in analizi, savaş karşıtı hareketin yeniden canlanması için yeni stratejilere ve daha geniş koalisyonlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Kamuoyunun savaşa karşı olması, tek başına yeterli değil; bunun siyasi karar alıcılar üzerinde baskı oluşturacak biçimde örgütlenmesi gerekiyor. Haber, mevcut durumda bu baskının eksik olduğunu ve savaşın popüler olmamasına rağmen ilerleyebileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve bölgesel istikrar açısından olası bir ABD-İran savaşından doğrudan etkilenebilir. Savaş, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir, mülteci akınlarına yol açabilir ve sınır güvenliğini tehdit edebilir. ABD'deki savaş karşıtı hareketin zayıflığı, Türkiye'nin diplomatik çabalarını ve bölgesel denge politikalarını daha da önemli kılıyor. Türkiye, savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulunabilir ve bölgesel aktörlerle işbirliğini artırabilir. Ayrıca, ABD kamuoyunun savaşa karşı olmasına rağmen etkili olamaması, Türkiye'nin kendi kamuoyunu ve sivil toplumunu bilgilendirme ihtiyacını da ortaya koyuyor.