İran’da askeri ve diplomatik cephede bundan sonra ne olacağına dair tüm belirsizliklere rağmen, ekonomik cephede yaşananlar kesinlik taşıyor ve bu tablo hiç de iç açıcı değil. Dünya, petrol fiyatlarında ciddi bir sıçramaya tanık oldu; ancak bu artış şimdilik küresel rezerv stoklarındaki büyük düşüşlerle sınırlı ölçüde dengelenebiliyor. İran’a yönelik yaptırımların yeniden sıkılaştırılması ve bölgedeki askeri gerilim, enerji piyasalarında arz endişesini körüklüyor. Ekonomistler, mevcut durumun 2008 krizini anımsatan bir durgunluğa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: Yaptırımlar ve Askeri Hareketlilik
ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan yaptırım süreci, İran’ın petrol ihracatını giderek daha da daralttı. 2025 yılı itibarıyla uygulanan yeni yaptırımlar, İran’ın günlük petrol satışını yaklaşık 500 bin varil daha azalttı. Buna karşılık İran, diplomatik kanalları sonuna kadar zorlarken, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nı tehdit ederek dolaylı bir misilleme sinyali veriyor. Bölgedeki askeri yığınağın boyutu, dünyanın beş büyük ekonomisinden üçünün donanmalarını bölgeye sevk etmesine yol açtı. Petrol fiyatları, bu gelişmelerin hemen ardından varil başına 95 doların üzerine fırladı. Ancak ABD, Suudi Arabistan ve Rusya’nın stratejik rezervlerden piyasaya sürmeye başladığı günlük 1 milyon varillik miktar, felaket senaryolarını bir süreliğine öteliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Ekonomik Dalgalanma
İran’daki kriz, yalnızca Orta Doğu’yu değil, küresel enerji güvenliğini ve dünya ekonomisini tehdit ediyor. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık kalıcı artış, küresel GSYİH’yi ortalama yüzde 0,2-0,3 oranında düşürüyor. Mevcut fiyat seviyesinin yıl boyunca sürmesi halinde, bu kaybın yüzde 1’e yaklaşması bekleniyor. Asya’nın gelişmekte olan ülkeleri, özellikle Hindistan ve Çin, enerji ithalatına olan bağımlılıkları nedeniyle en kırılgan konumda. Avrupa Birliği ise kış ayları öncesinde alternatif enerji kaynakları bulmaya çalışırken, İran geriliminin doğalgaz fiyatlarına da sıçramasından endişe ediyor. ABD Merkez Bankası (Fed), enflasyonu kontrol altına almak amacıyla faiz oranlarını yüksek tutmayı planlarken, petrol şoku bu planı altüst edebilir. 2019’daki kısa süreli İran geriliminde bile piyasalar yüzde 5’ten fazla değer kaybetmişti; bugünkü krizin derinliği çok daha büyük.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’daki savaşın genişlemesi, Türkiye’nin enerji maliyetlerini doğrudan etkileyecek bir gelişmedir. Türkiye, doğalgaz ve petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve bölge ülkelerinden karşılamaktadır. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, cari açığı büyütecek ve enflasyonist baskıyı artıracaktır. Ayrıca, Türkiye’nin terörle mücadele ve sınır güvenliği stratejileri, İran’la istikrarlı bir komşuluk ilişkisine bağlıdır. Olası bir sıcak çatışma, göç dalgalarını ve sınır ötesi güvenlik risklerini beraberinde getirebilir. Türk diplomatlarının, krizin başından beri arabuluculuk girişimlerini sürdürmesi, Ankara’nın bölgesel istikrarı koruma refleksidir. Ancak küresel ekonomik resesyonun Türkiye’nin ihracat pazarlarına yansıması, uzun vadede en önemli tehdit olarak öne çıkmaktadır.