Son yapılan anketlere göre, ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesi, kamuoyu yoklamalarının başladığı 1950'lerden bu yana en düşük destek oranına sahip. Bu durum, Amerikan halkının yeni bir Orta Doğu savaşına girme konusunda derin bir isteksizlik içinde olduğunu ortaya koyuyor. Tarihsel veriler, savaşların başlangıçtaki 'vatanseverlik dalgası' etkisiyle belirli bir destek alsa da, zaman ilerledikçe bu desteğin hızla eridiğini gösteriyor. Uzmanlar, İran'a yönelik kalıcı bir askeri operasyonun, Irak ve Afganistan'daki deneyimlerin ardından Amerikan toplumunda büyük bir tepkiyle karşılaşabileceğini belirtiyor. Bu durum, başkanlık seçimleri öncesinde siyasi dengeleri de etkileyebilir.
Gelişmenin arka planı
Anket şirketlerinin uzun vadeli verilerine göre, ABD'nin Kore Savaşı'ndan bu yana girdiği hiçbir çatışma, halkın desteğini baştan bu kadar düşük bulmamıştı. Örneğin, 1991'deki Körfez Savaşı öncesinde kamuoyu desteği yüzde 50'nin üzerindeyken, İran'a yönelik olası bir müdahale için bu oran yüzde 30'un altında seyrediyor. Bu düşüşte, Irak ve Afganistan savaşlarının getirdiği hayal kırıklığı, ekonomik maliyetler ve asker kayıpları belirleyici oluyor.
ABD'nin İran'a yönelik son dönemdeki politikası, özellikle nükleer program konusundaki anlaşmazlıklar üzerinden şekilleniyor. Ancak mevcut yönetim, askeri seçeneğin masada olduğunu sık sık yinelese de, halk bu yönde bir adım atmaya pek sıcak bakmıyor. Anketlere göre, Amerikalıların büyük bir çoğunluğu diplomatik çözümlerin öncelenmesini istiyor. Ekonomik yaptırımlar dahi olsa, savaşın getireceği belirsizliklerden kaçınılması gerektiği görüşü hakim.
Bölgesel veya küresel boyut
İran'a yönelik olası bir ABD müdahalesi, yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor. Ortadoğu'nun en güçlü devletlerinden biri olan İran, Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki vekil güçleri üzerinden bölgesel nüfuzunu sürdürüyor. Olası bir çatışma, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması riskiyle küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, Avrupa, Çin ve Rusya dahil birçok ülke, ABD'nin askeri seçeneğe başvurmaması için diplomatik baskı yapıyor.
Küresel ekonomik dengesizliklerin yaşandığı bir dönemde, yeni bir savaş, petrol fiyatlarını fırlatarak enflasyonu artırabilir ve dünya genelinde ekonomik durgunluğa yol açabilir. Uzmanlar, bu nedenle mevcut yönetimin seçim döneminde böyle bir riski göze almayacağını; fakat askeri gerilimin bir seçim kozu olarak kullanılabileceğini de belirtiyor. Sonuç olarak, İran dosyası, önümüzdeki dönemde hem ABD iç siyasetinde hem de uluslararası arenada kritik bir denge unsuru olmaya devam edecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'a yönelik olası bir savaş, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek bir gelişme olur. Türkiye, İran'la sınır komşusu ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta farklı saflarda yer almalarına rağmen, Ankara ve Tahran zaman zaman işbirliği yapabiliyor. Böyle bir çatışma, Türkiye'nin güney ve doğu sınırlarında güvenlik risklerini artırabilir, mülteci akınlarına yol açabilir ve enerji ticaretini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin NATO üyesi olarak ittifak yükümlülükleri de bu bağlamda kritik önem taşıyor. Bu yüzden Ankara'nın, diplomatik çözümler öncelenmesi yönünde tutum alması ve bölgesel istikrarın korunmasına katkı sağlaması beklenir.