İran ile devam eden savaşın altıncı ayına girilirken, Körfez ülkeleri ABD'nin bölgedeki geleneksel güvenlik şemsiyesini tamamlayan, hatta bazı alanlarda onunla örtüşen çok katmanlı bir güvenlik mimarisi inşa ediyor. Bu yeni yapılanma, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Umman gibi ülkelerin kendi aralarında ve bölge dışı aktörlerle geliştirdiği ikili ve çok taraflı mekanizmalarla şekilleniyor. Uzmanlar, bu gelişmenin ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltması ve İran'la yaşanan çatışmanın yarattığı belirsizlik ortamında, Körfez ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlama arayışının bir sonucu olduğunu vurguluyor.
Yeni Mimarın Temel Taşları
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri, uzun süredir ABD'nin sağladığı askeri korumaya bağımlıydı. Ancak son yıllarda Washington'un Asya-Pasifik'e yönelmesi ve bölgeden kısmi askeri çekilme sinyalleri vermesi, Körfez ülkelerini alternatif güvenlik arayışlarına itti. İran'la savaşın başlaması ise bu arayışı hızlandırdı. Suudi Arabistan ve BAE, özellikle deniz güvenliği ve hava savunma sistemleri konusunda ortak tatbikatlar düzenlerken; Katar, bölgesel bir arabulucu olarak öne çıkıyor. Umman ise geleneksel tarafsızlık politikasıyla hem İran hem de Batı ile iletişim kanallarını açık tutarak istikrar unsuru olmaya çalışıyor.
Yeni mimarinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, ABD ile olan ittifakları zayıflatmak yerine onları tamamlayıcı nitelikte olması. Örneğin, Suudi Arabistan ve BAE, ABD'nin öncülüğündeki CENTCOM ile koordinasyonu sürdürürken, kendi aralarında da acil durum planlaması yapıyorlar. Ayrıca, Fransa, Hindistan ve Güney Kore gibi ülkelerle yapılan savunma anlaşmaları da bu mimariye dahil ediliyor. Bölgesel düzeyde ise İsrail ile normalleşme sürecinin, İran'a karşı ortak bir duruş geliştirme çabalarına ivme kazandırdığı belirtiliyor.
Savaşın Yeni Güvenlik Dengelerine Etkisi
İran'la savaş, Körfez ülkelerinin güvenlik önceliklerini önemli ölçüde değiştirdi. Balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı hava savunma sistemlerine yapılan yatırımlar artarken, enerji tesislerinin korunması da öncelikli hale geldi. Bu durum, Körfez ülkelerinin savunma harcamalarını rekor seviyelere taşıdı. Öte yandan, savaşın getirdiği ekonomik baskılar, ülkeleri savunma harcamalarını daha verimli kullanmaya ve ortak satın alma mekanizmaları oluşturmaya yönlendiriyor. KİK üyelerinin ortak bir füze kalkanı kurulması fikrini yeniden masaya yatırdığı konuşuluyor.
Yeni güvenlik mimarisi, ABD'nin bölgeden tamamen çekilmesi ihtimaline karşı bir sigorta işlevi görüyor. Ancak bu durum, Körfez ülkeleri arasında da yeni gerilimlere yol açabiliyor. Özellikle Katar'ın İran'la olan pragmatik ilişkileri, Suudi Arabistan ve BAE'nin İran'a yönelik sert tutumuyla zaman zaman çelişiyor. Buna rağmen, savaşın ortak tehdit algısı yaratması, bu ülkeleri ortak çözüm arayışına itiyor. Bölgesel uzmanlar, mevcut çatışmalı ortam bitse bile, bu çok katmanlı güvenlik ağının kalıcı olacağını ve Körfez'in gelecekteki güvenlik mimarisinin temelini oluşturacağını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Körfez'deki bu yeni güvenlik mimarisini yakından izliyor. Ankara, Katar'la kurduğu askeri işbirliği çerçevesinde bölgede bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde yaşanan normalleşme, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik manevra alanını genişletiyor. İran'la yaşanan savaşın, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir rol oynayan Körfez bölgesindeki istikrarı tehdit etmesi, Ankara'yı endişelendiriyor. Türkiye, bu nedenle hem Körfez ülkeleriyle hem de İran'la diyalog kanallarını açık tutarak çatışmanın yayılmasını önlemeye çalışıyor. Yeni mimarinin şekillenmesinde Türkiye'nin de yer alacağı yeni ittifak arayışları, önümüzdeki dönemde bölgesel politikaların seyrini belirleyecek gibi görünüyor.