ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahale senaryosu, kamuoyu araştırmalarının 1930'larda başlamasından bu yana en düşük halk desteğine sahip. Yeni analizlere göre, Amerikan halkı İran ile yaşanacak bir savaşın maliyetini ve sonuçlarını sorgularken, savaşın süresinin uzamasıyla birlikte desteğin daha da erozyona uğrayacağı öngörülüyor. Bu durum, ABD yönetiminin İran'a yönelik politikalarını şekillendirirken, uluslararası dengelerde de yeni bir kırılma noktası yaratıyor.
Kamuoyu desteği neden düşük?
Anket verileri, Amerikalıların İran'a yönelik askeri müdahaleye verdiği desteğin, Vietnam Savaşı'ndan bu yana en düşük seviyede olduğunu gösteriyor. 2020 yılında Kasım Süleymani'nin öldürülmesi sonrası yapılan anketlerde, halkın sadece %38'i İran'a yönelik bir saldırıyı desteklerken, bu oranın uzayan çatışmalarla birlikte ciddi şekilde azaldığı görülüyor.
Siyaset bilimciler, savaşların başlangıcında 'ülkelerini destekleme' eğiliminin yüksek olduğunu, ancak savaş uzadıkça, kayıplar arttıkça ve maliyetler belirginleştikçe kamuoyunun desteğinin hızla düştüğünü belirtiyor. Irak Savaşı örneğinde olduğu gibi, ilk işgal haftalarında %70'lere varan destek, yıllar içinde %30'lara kadar gerilemişti. İran'a yönelik bir harekatın daha uzun ve daha yıkıcı olma potansiyeli, bu düşüşün çok daha hızlı yaşanmasına neden olabilir.
Ekonomik endişeler de bu düşük destekte belirleyici rol oynuyor. Ortadoğu'daki bir çatışmanın enerji fiyatlarını fırlatacağı, küresel tedarik zincirlerini bozacağı ve ABD ekonomisini resesyona sürükleyebileceği endişesi, özellikle enflasyonla mücadele eden Amerikan halkını savaştan uzaklaştırıyor. 1973 petrol krizinde olduğu gibi, İran ile olası bir askeri çatışma, küresel enerji piyasalarında yeni bir şok dalgası yaratabilir ve bu da halkın tepkisini artırabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'a yönelik bir müdahale, yalnızca ABD'yi değil, tüm bölgeyi ve küresel aktörleri derinden etkileyecek. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birini tehlikeye atıyor. Çin ve Rusya'nın İran'a verdikleri siyasi ve ekonomik destek göz önüne alındığında, ABD'nin herhangi bir askeri harekatı, büyük güç rekabetini de yeni bir boyuta taşıyabilir.
İsrail ise İran'a yönelik tehditlerin en yüksek sesle dile getiren ülke konumunda. Ancak İsrail'in de savaşın bölgesel yayılma riskinin farkında olduğu ve ABD'yi bu konuda temkinli olmaya çağırdığı biliniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran ile gerilimin kendi güvenliklerini tehdit etmesinden endişe ediyor. Bu nedenle, bu ülkelerin ABD'nin savaş senaryolarına mesafeli yaklaştığı ve diplomatik çözüm çağrılarını desteklediği görülüyor.
Avrupa Birliği, İran nükleer anlaşmasını (JCPOA) canlandırma çabalarıyla biliniyor. ABD'nin bu anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, Avrupa'nın ticari çıkarlarını zedelemişti. Yeni bir askeri müdahale, bu diplomatik süreci tamamen rafa kaldırabilir ve bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile karmaşık ve çok katmanlı bir ilişkiye sahip. Komşu ülkeyle olan ekonomik bağlar, enerji ihtiyacı ve sınır güvenliği, Ankara'nın İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşı çıkmasının ana nedenleri arasında. Böyle bir çatışma, Türkiye'ye düzensiz göç akışını artırabilir, PKK'nın İran kolu olan PJAK'ın faaliyetlerini güçlendirebilir ve bölgesel bir istikrarsızlık yaratabilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin enerji ithalatını bozarak ekonomisini zor durumda bırakabilir. Bu nedenle Türkiye, hem diplomatik inisiyatifleriyle hem de bölgesel iş birlikleriyle savaşın önlenmesi için çaba gösteriyor; ancak böyle bir durumda, Ankara'nın kendi güvenlik çıkarlarını korumak için proaktif ve esnek bir politika izlemesi bekleniyor.