On yıl önce ABD, Barack Obama döneminde başlatılan ve Çin'in yükselişine karşı askeri ve diplomatik kaynakların Asya-Pasifik bölgesine kaydırılmasını öngören 'Asya'ya Dönüş' (Pivot to Asia) politikasını hayata geçirmişti. Ancak bugün, Orta Doğu'daki artan çatışmalar ve özellikle İran ile yaşanan gerilim, Amerikan askeri kaynaklarını ve diplomatik enerjisini büyük ölçüde bu bölgeye çekmiş durumda. Uzmanlara göre, bu durum ABD'nin Asya-Pasifik'e yönelik stratejik önceliğini fiilen sona erdirdi ya da bu politikanın hiçbir zaman tam anlamıyla hayata geçirilemediğini ortaya koydu.
Asya'ya Dönüş Politikası ve Orta Doğu Kısıtı
Obama yönetimi 2011 yılında, Irak ve Afganistan'daki savaşların maliyetini azaltarak, askeri varlığını ve diplomatik ilgisini Asya-Pasifik'e yoğunlaştıracağını açıklamıştı. Bu politika, Çin'in askeri modernizasyonuna ve bölgedeki nüfuz mücadelesine karşı bir denge unsuru olarak tasarlanmıştı. Ancak Arap Baharı sonrasında Orta Doğu'da yaşanan istikrarsızlık, IŞİD'in yükselişi ve son olarak İran ile yaşanan nükleer kriz ve bölgesel çatışmalar, ABD'nin bu bölgeye olan askeri angajmanını sürekli kıldı.
Son dönemde İsrail ile İran arasında yaşanan doğrudan çatışmalar, ABD'nin bölgeye ek uçak gemisi ve savunma sistemleri göndermesine yol açtı. Pentagon'un Orta Doğu'ya yaptığı bu takviyeler, Asya-Pasifik'teki komutanlıkların talep ettiği kaynakların kısılmasına neden oldu. Örneğin, ABD Deniz Kuvvetleri'nin pasifik bölgesindeki uçak gemisi varlığı, Orta Doğu'daki operasyonlara öncelik verilmesi nedeniyle zaman zaman azalma gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin'in Kazancı mı?
ABD'nin dikkatinin Orta Doğu'ya kayması, otoriter rejimlerin ve bölgesel güçlerin işine yarıyor. Özellikle Çin, ABD'nin Asya'dan uzaklaşmasını fırsat bilerek Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetlerini artırdı ve Tayvan üzerindeki baskısını sürdürdü. Uzmanlar, ABD'nin Asya'ya yönelik taahhütlerinin söylemde kaldığını, fiiliyatta ise Orta Doğu'nun sürekli olarak öncelik kazandığını vurguluyor.
Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna savaşı da Avrupa'ya yönelik askeri kaynakların artırılmasını gerektirdi. Bu durum, ABD'nin küresel askeri stratejisinin ne kadar zorlandığını gösteriyor. Üç büyük jeopolitik cephede birden (Avrupa, Orta Doğu, Asya) aktif bir güç olma iddiası, Amerikan kaynaklarının sınırlarını zorluyor. Asya-Pasifik'teki müttefikler, Japonya, Güney Kore ve Avustralya, ABD'nin bölgeye geri döneceğine dair güvence beklerken, Pentagon'un Orta Doğu'ya yaptığı tahsisatlar bu beklentileri boşa çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Asya'dan uzaklaşması, Türkiye için ikili bir anlam taşıyor. Bir yandan, Orta Doğu'daki çatışmalar NATO müttefiki ABD'yi bölgeye çekerek, Türkiye'nin güvenlik endişelerini (örneğin, PKK/YPG ve İran kaynaklı tehditler) artırabilir. Diğer yandan, ABD'nin Asya'ya odaklanamaması, Türkiye'nin doğuya açılım politikaları ve Çin ile ilişkileri açısından yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak Türkiye'nin, ABD'nin bölgesel önceliklerindeki bu kaymadan bağımsız olarak, kendi askeri ve diplomatik kapasitesini güçlendirmesi ve çok kutuplu dünya düzeninde esnek bir duruş sergilemesi elzemdir. Bu durum, Ankara'nın hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini dengede tutma stratejisini daha da önemli kılıyor.